23 Aralık 2013 Pazartesi

Canım Kardeşimmm



Canım Kardeşim
TRT'de Çocuk'ta yayınlanan Canım Kardeşim Kavin'in açık ara en sevdiği çizgi film. Canım Kardeşim'de iki kız kardeş Mine ile Müge henüz bebek olan kardeşleri Mete anneleri Lale sakar ve çocuklarla oynamayı çok seven babaları Galip ve kedileri Mıncır'ın maceraları anlatılıyor. İtiraf ediyorum Canım Kardeşim'i kocam ve ben de severek izliyoruz.
Hatta kardeş yapsak mı diye düşünenleri gaza getirir bu çizgi film çünkü birbiriyle iyi anlaşan, oynamayı seven ve küçük kardeşleriyle ilgilenen annelerine de yardım eden iki şirin kız kardeş var bu çizgi filmde:-)))


 Kavin'e günde yarımşar saatten iki defa yani toplamda bir saat tv izletiyoruz. Yarım saat sabah yarım saat de akşam üzeri yemek hazırlanırken. Digiturk plus paketinde olduğumuzdan kayıt yapabildiğimiz için belli çizgi filmleri kaydedip hergün aynı saatlerde izlemesi için açıyoruz. Bu çizgi filmler şunlar:
Canım Kardeşim
Arı Maya
Pepee
Pocoyo
Caillou
Kaydetmenin iyi tarafı reklamları geçebilme imkanı vermesi. Kavin'in reklam izlemesini mümkün olduğunca engellemeye çalışıyoruz, hele de o abur cuburlar falan filan aman aman...
İşte bizim evde televizyonun kapladığı alan bu kadar. Akşam üzerleri aslında televizyon 30 dakikalığına bakıcılık yapıyor desem yalan olmaz. Bu arada bana düşen de Jamie Oliver hesabı yarım saatte yemek pişirip sofra hazırlamak. Bu kısa zamanda yemek yap-sofra kur- becerimin oldukça geliştiğini de itiraf etmeliyim.

19 Aralık 2013 Perşembe

Tethys Eğitici Oyun Kartları

Ben blogumu hem kendim keyif aldığımdan hem de bildiklerimi, deneyimlediklerimi paylaşmak açısından tutuyorum. İşte bugün ki yazım da yine bir paylaşım. Memnun kaldığım bir oyun ve gelişim aracı olan Tethys eğitici oyun kartlarını anlatmak istiyorum.
Tethys oyun kartları bizim hayatımıza yine tabii ki Aslıcığım sayesinde girdi. Her annenin yakınında biraz daha kıdemli bir anne arkadaşı olmalı diye düşünüyorum. Biraz daha kıdemli diyorum çünkü çok kıdemli olanlar sizi ilgilendiren yaş grubunda ne yapılır ne edilir unutmuş olabiliyorlar ya da yenilikleri bilmeyebiliyorlar. Biraz daha kıdemli bir anne olduğunda çok güzel bir bilgi aktarımı oluyor. Ben bu konuda Aslı gibi bir arkadaşa sahip olduğum için çok mutluyum.
Aslıcığım Kavin'in 1.doğumgünü hediyesi olarak Tethys Araç Kartlarını hediye etmişti, bir nevi puzzle'a benzeyen bu kartlarla çeşitli araçların yani araba, motorsiklet, vs isimleri öğreniliyor, renkler öğreniliyor hem de araçlar kartın üzerinden çıkarılıp takılabildiği için şekillerin eşleştirilmesi öğreniliyor.
Kavin ilk aylarda epeyce bir oynadı bu kartlarla ama sadece farklı geldiği için oynadı, bir süre yanyana diziyor sonra tekrar toplayıp kutusuna koyuyordu. Sonra bir gün bir baktım kartların başına oturmuş resmen keşfediyor. Sonra ben de ona katıldım ve beraber oynamaya başladık "nerede denizaltı, hangisi otobüs, bisiklet" derken Kavin bu işten çok keyif almaya başladı. Bir kutu kart Kavin'i en az 1 saat bazen daha da fazla oyalıyor dahası eğlendiriyordu. O kartlarla epeyce bir süre oynadık, Kavin artık hepsini ezberledi, kartların bazıları harap vaziyette ama ben akşam işten geliyorum Kavin elimden tutuyor doğruca odasına gidiyoruz ve tethys aşağı tethys yukarı.
Ne yalan söyliyim ilk gördüğümde bu kadar ilgisini çekebileceğini asla düşünmemiştim. Artık araç kartlarını ezberlediğine göre eğitici kartların diğerlerini de almanın vakti geldi diye düşünüp http://www.tethystore.com/ a girdim ve harf kartları, ikili tamamlama kartları ve diğer eğitici kartları da aldım. Bizim evde tetiiiiz diye bilinen bu kartlar kesinlikle Kavin'in en favori oyunu, ikinci sırada puzzle'lar geliyor sonrasında da yeni yeni ilgi duymaya başladığı bebekler ve mutfağı.
Çocukların oyun oynaması başlı başına çok güzel birşey, anne baba olarak hepimiz çok memnun oluyoruz, hele de yaşadığımız çağda onları ipad'den, iphone'dan uzak tutmaya çalışmak hatta televizyonu bile minimum seviyeye indirmek gibi bir çaba içindeyken ne bulsam da cezbetsem, dikkatini başka birşeye vermesini sağlasam dediğimiz bir dönemde bu eğitici kartlar imdadımıza yetişiyor. Dahası çocuğunuz eğlenirken pek çok beceri kazanıyor, ayrıca örneğin bizde-ki bu eminim her çocuk için geçerlidir-bizim de oyuna dahil olmamız Kavin'i çok mutlu ediyor. Kartlar çok yer tutmadığından gittiğiniz yerlere de götürülebiliyor, evet dağılıyor ama işte bu da dağınıklığın toplanmasını öğretmek için bir fırsat.



18 Aralık 2013 Çarşamba

Anne Baba Olmak Böyle Birşey

Bilmiyorum belki de bu Coca Cola reklamını blogumda paylaşmakla doğru birşey yapmıyorumdur, ama canım arkadaşım Aslıcığımın bana gönderdiği bu videoyu birkaç defa çok mutlu olarak izlediğimden burada paylaşmak istediğime karar verdim.
Oyuncular farklı ama herşey aynı, yaptıkları her yaramazlığa rağmen minik yavrularımız bizi hep güldürebiliyorlar çok şükür!!!

Buyrun izleyin siz de çok beğeneceksiniz eminim:


16 Aralık 2013 Pazartesi

İBS Anne Bebek Çocuk Fuarı İzlenimlerim

İBS Anne Bebek Çocuk Fuarını ilk Kavin'e hamile olduğum dönemde duymuştum ama gitmeyi düşünmemiştim. Geçen yıl da sanırım çok ilgimi çekmedi ama bu sene İstanbul Kongre Merkezi'nde olduğundan bir de websitelerini inceleyince gitmeye karar verdim. Cumartesi günü ailece gittik fuara. Orada bulunduğumuz ilk saat içerisinde Kavin uyuyordu, uyandıktan sonra da onun keyif alacağı bölümleri gezdik. Şirinlerin gösterisi vardı ama henüz bize hitap etmediğinden çok ilgilenemedik, Kavin'in en çok ilgisini çeken yer Imaginarium oldu. Onlar fuarda satış yapmıyorlardı, sadece ürünleriyle birlikte tanıtım yaptıkları bir stand açmışlardı ki bunu da çok takdir ettim.
Anne bebek çocuk dendiğinde aklınıza gelebilecek birçok ürünü ya da hizmeti inceleme imkanı olan bir fuardı. Bazı standlarda çocuklar için aktiviteler de vardı, örneğin Hürriyet Aile'nin standında origami yapmak-daha doğrusu yapılışını izlemek Kavin'in ilgisini çekti.
Kinder standında Şirinlerle fotoğraf çektirme imkanı vardı ve tabii değerlendirdik, benim Şirinem, Şirinlerin Şirinesi ile birlikte poz verdi ve çok hoş bir fotoğraf oldu, gelir gelmez odamıza astık.
Anneysen.com'da Yılın En İyi Annesi seçilen 15000000 kişiden biri de ben olarak fotoğrafım çekiildi, o fotoğrafımı paylaşmalı mıyım bilmiyorum, çok komik çıkmışım ama hadi neyse paylaşıyım :-)))
Anneysen.com'un birbirinden ilgi çekici etkinlikleri vardı, ne yazık ki fuara gidene kadar bu etkinliklerden haberim yoktu ve sadece Blogger Anneler Paneli'ne kısacık katılma imkanı buldum. Çok az dinleyici vardı ve ses düzeni pek iyi değildi konuşulanları duymakta biraz zorlandım ve katılımın azlığından olsa gerek, pek ilgi çekici değildi. İşte bu noktada fuar alanı ile ilgili bir eleştiri yapmak istiyorum; bu panelin de yapıldığı seminer alanına ulaşmam çok zor oldu. Yeteri kadar yönlendirme yoktu ve benim sorduğum birkaç fuar görevlisi de seminer alanı konusunda bana yardımcı olamadı. Bir daha ki fuarda buna dikkat edilmesi iyi olur diye düşünüyorum.
Bunun haricinde fuarı organize edenleri ve katılan firmaların çoğunluğunu kutluyorum çünkü;
-Kesinlikle abur cubur gıda standı ya da ikramı yoktu.
-Birçok bilinen firma fuar standında satış yapmıyor tanıtım amaçlı bulunuyordu.
-Varlığını bilmediğimiz fakat ilgimizi çeken ürünler ya da hizmetler keşfettik.
-Kalabalık eşit şekilde dağılmıştı ve içeride rahatlıkla gezebildik.
Benim için fuarı güzel bir yanı da Adım Adım standında sevgili Kübra Hanım'la (http://adimadimbebegim.blogspot.com ) yüzyüze tanışma imkanı bulmuş olmaktı tahmin ettiğim gibi gözlerinin içi gülen çok pozitif ve çok şeker bir insan buradan da sevgilerimi iletiyorum.
Biz çıkmak üzereyken Blogcu Anne kitaplarını imzalamak üzere Hürriyet Aile standına gidiyordu. Blogcuanne benim hamileliğim süresince çok ilgiyle takip ettiğim, yazılarından hem çok keyif aldığım hem de çok şey öğrendiğim, resmen beni doğuma hazırlayan, soru işaretlerimi gideren, zaten keyifli bir durum olan hamileliği daha da keyifli kılan tek blogger'dır. Karnım burnumdayken nefesim tıkanaraktan blogcuannenin yazılarını sesli bir biçimde eşime okuduğumu ve kahkahalar attığımızı bilirim. Halen de takip ediyorum. Aynı zamanda takip edenler bilirler Annelik Her Zaman Toz Pembe Değil diye bir kitabı çıktı geçtiğimiz yıl ve bir dönem çeşitli kitapçılarda raftaki kitaplarından birini imzalayıp okurlarına sürprizler yapıyordu. O sürpriz imzalı kitaplardan Astoria'da imzaladığı kitabı ben almıştım, o nedenle Cumartesi günü tekrar kitap imzalatmadım ama yakından görme olanağı buldum ve tahmin ettiğim gibi çok samimi çok şekerdi.
İşte böylelikle keyifli bir Cumartesi günü geçirmiş olduk.







10 Aralık 2013 Salı

Doğum izninden döndükten sonrası: Zamanın Hızı

Geçen sene bugün yani 10 Aralık'ta doğum izninden döndüğüm gündü. Takip edenler daha önceki yazılarımdan bilirler, ben doğum iznimin üstüne bir miktar da ücretsiz izin kullandım ve Kavin 9 aylıkken işe döndüm. Aslında 1 yaşına kadar beklemek istiyordum ama biliyordum ki, ben kesin, Kavin 1 yaşına geldiğinde de hiç olmazsa yürüsün 18 aylık falan olsun öyle döneyim işe derdim ve bu süreç uzardı da uzardı...İşte bu huyumu bildiğimden yok dedim kendi kendime, "bu süreci ne kadar uzatırsam o kadar zor gelecek bana". Ben hiçbir zaman çalışmamayı düşünmedim, her ne kadar günlük yaşamda sık sık şikayet edip dursam da ben aslında çalışmayı, sabah erkenden kalkmayı, giyinmeyi süslenmeyi ve işe gelmeyi seviyorum. Hele de anne olduktan sonra bence insanın işi kendine ayırdığı zaman oluyor. Gel gelelim doğum izni yani size çocuğunuzla geçirmeniz için "bir başka güç tarafından tanımlanan sınırlı bir süre söz konusu olunca işte orada bir mutsuzluk başlıyor. İş'te de en çok bunaltan şey bu değil mi insanı. Çalışma saatlerini kendimiz belirleyeceğimiz bir işi istemez miyiz hepimiz? İş'in insanı bunaltan tarafı da bu sınırlamalar, özgürlüğü kısıtlıyor olması değil mi zaten?
Ben kendimi çok iyi tanıdığım için bu süreyi uzatmanın bu işi daha da zorlaştıracağından %100 emin olarak tamam dedim artık işe dönmek zorundasın.
Amaaaa durun 1 dakika, bunu kendime dedim ama bir taraftan da ne fırtınalar kopuyor bende. Tabii bakıyorum internette onca girişimci anne, instagram'da, twitter'da, bloglarda, kendi keyif aldıkları bir iş yapıyorlar, bir yandan da blog yazıyorlar, birbirleriyle buluşuyorlar, 3 ay tatildeler, hıh dedim, işte ben de böyle birşeyler yapmalıyım. Tamam şimdi işe döneyim ama bir iş fikri düşünmeliyim, kendim bir iş yapıp istediğim kadar çocuğumla olabileyim, stresli olmasın, evden de yapabileyim, önce ufak ufak başlarım baktım bu işte gelecek var, istifa eder ve o işi yaparım.
İşe dönmeden önceki haftasonu nasıl stresliydim hiç unutmuyorum, eşime, anneme listeler yapıyorum, sürekli ağlamaklıyım, hatta direk ağlıyorum, işteki insanları düşündükçe öcü gibi geliyorlar :-))) Gelgelelim o gün gelip çatıyor, bir Pazartesi sabahı kalkıp geliyorum işe, herkes neşeyle karşılıyor, hoşgeldin, özlettin, hani resimler, dur daha ilk günün hemen işlere girişme, bir kahve içelim, öğlen bizimle ye, hayır bizimle ye...Sonra bir baktım "amanın uzun zamandır ilk defa pek bir şımartılıyorum", mecburen evden çıkmışım ama pek keyifli bir gün olmuş. O gün çıkınca işten "oooohhh çok şükür korktuğum gibi olmadı" dediğimi hatırlıyorum. Salı günü işe geldiğimde işte asıl iş başlamıştı ama yine mutsuz hissetmedim. hatta evdeki yorgunluktan sonra aslında ben işte hiç yorulmuyormuşum ya diye geçirdim aklımdan. Anne olduktan sonra çalışıyor olmamın en kötü tarafı benim için sabahları evden çıkarken ki o duygu oluyor, biraz daha kalabilsem evde, hani 1-2 saatcik daha evde olsam diye düşünüyor ya insan, işte o...Sonra da şükrediyorum Allah'a ve çenemi ve aklımdan geçenleri kapatıp düşüyorum yollara...Artık haftasonları, bayramlar, resmi tatiller başka anlam kazanıyor, iple çekiliyor, kar yağsın diye tıpkı öğrenciyken olduğu gibi dua ediyorum :-)))
Bir iş fikri bulup evden çalışmalıyım düşüncesi yavaş yavaş uzaklaşıyor benden, başka düşünceler geliyor, mesela çalıştığım üniversiteye yakın bir yere taşınmak- eşim de bunun iyi olacağını söyledi birkaç defa hem de havası temiz olan bir yer olduğundan, sonra bu düşünce de hızla uzaklaşıyor, görüntüye Ankara giriyor sonra, "hıh biz bunu yapmalıyız Ankara'ya taşınmalıyız" diyorum, iki iş bakıp sıkılıyorum, anlayacağınız kamera değişik kareler yakalıyor ama hiçbirine odaklanmıyor henüz :-))) Şu bir gerçek ki, çocuktan sonra çalışan annede bir kurtlanma, bir gün işi sevip bir gün sevmeme, hergün yeni kararlar alıp sonra vazgeçme durumları oluyor ama doğum izni bitip işe döndüğünüzde hayatınız alt üst falan olmuyor, bebeğiniz sizden uzaklaşmıyor, tam tersi akşam siz eve geldiğinizde sevinç çığlıkları atarak, dans ederek ya da kollarını açıp size koşarak karşılıyor...İşte bugün tam bir sene oldu ve ben yine kafamdaki tilkilere ve karar verip vazgeçtiğim milyonlarca düşünceye aldırmadan diyorum ki "Şükürler olsun".
Doğum izni bitmek üzereyken bunu okuyan biriyseniz eğer, bilin ki bebeğinizin sizin hayatınızda yaptığı en büyük değişikliklerden biri- ki bunu işe döner dönmez farkedeceksiniz- siz artık eskiden canınızı sıkan, sizi sinirlendiren insanlara bile bakış açısı değişmiş, onları hiç takmayan hatta neredeyse onları görüş alanınızdan çıkarmış daha sevecen, pozitif ve naif bir insana dönüşmüşsünüz:-)))
Doğum sonrası işe dönüşteki bu süreçte, anne olduktan sonra kendimizdeki değişiklikleri keşfetmek ve yaşamak da çok anlamlı, bunun tadını çıkarmanızı dilerim.

6 Aralık 2013 Cuma

En Yaygın Beş Anne Modeli: Ben hangisiyim acaba?

Annelik psikolojisi ile ilgili birkaç dergi karıştırırken bu yazıya denk geldim "Beş Anne Modeli". Eşim bazı durumlarda bana kızıyor, yahu bizim annelerimiz bizi kitap okuyarak mı büyüttü ne var bunları okuyacak diye. Hak vermiyor değilim, ben de onun gibi düşünüyorum. Ama dikkat etmemiz gereken birşey var ki o da, zaman değişiyor. Benim annem ev hanımıydı örneğin, yani sürekli beraberdik, biz sokakta arkadaşlarımızla oynayabilen bir nesildik, komşularımız vardı, bütün mahalle birbirini tanırdı. İnternet diye birşey yoktu, dolayısıyla bilgisayarla işimiz yoktu, yeni yeni amigalar falan vardı benim dönemimde, kuzenlerim (benden 10-15 yaş büyük olanlar) commodore, amiga alıp oyun oynuyorlardı sadece ve televizyonda önce 1 kanal vardı sonra 1-2 tane daha açıldı. Evimize ilk cep telefonu ben üniversite 1. sınıftayken girdi. Benim ilk cep telefonum üniversite 2.sınıftayken alındı. Evet şimdi bezler var, bez yıkayıp kaynatmıyoruz ama yaşadığımız dünya çok daha karmaşık, eskiden herkesin bir konfor alanı vardı şimdi konfor alanı sadece evimiz gibi birşey oldu neredeyse. Durum böyle olunca ben de okumak, öğrenmek, deneyimleri paylaşmak istiyorum. Sonra yine içimden geleni yani bana göre en doğru olduğunu hissettiğim şeyi yapıyorum ama yeri geliyor okuduğum ya da duyduğum bir tavsiyeyi deniyor ve sonuçtan çok memnun oluyorum.
Örneğin çalışan bir anne olarak başlarda eve geldikten sonra gece yatana kadar kızımla yapışık gibi geziyordum ve bunun gerektiğini onun buna ihtiyacı olacağını düşünüyordum ama yemek yapamamak, yarım saatte olsa kendime zaman ayıramamak da beni strese sokuyordu, sonra okuyup araştırarak uzun zaman geçirmek değil de kaliteli zaman geçirmek hedefini benimseyince yaşam kalitemiz inanılmaz değişti.
Yani okumaktan zarar gelmez diyorum ve işte beş anne modelini aşağıda yazıyorum. İlginç bilgiler içeriyor çünkü aslında hiç olmak istemeyeceğiniz bir anne modelinin çocuğu çok paylaşımcı ve yardımsever olabiliyor.
Ben hangisi olduğumu henüz bilmiyorum ama eksiksiz anne olabilmeyi umuyorum :-)))

Mükemmeliyetçi Anne

Bu aşırı kontrolcü, kaygılı ve ürkek bir anne modelidir ve aynı zamanda görünüme de çok önem verir. Poulter'a göre; bu annenin çocukları kendilerinden hoşnut olmayan, yetersiz hisseden ve duygusal boşluk yaşayan çocuklardır.

Mükemmeliyetçi annenin çocukları:
Güçlü tarafları: İlişkilerde sadakata önem veren sorumluluk sahibi ve güvenilir kişiler olurlar. Temel karakter özellikleri olarak çalışkanlık ve tutarlılıkları göze çarpar.

Duygusal miras: Başkalarının fikirlerinin kendilerininkinden daha önemli olduğunu düşünürler. Genellikle herkesin onları izlediği ve yargıladığı hissine kapılırlar.

Sağı Solu Belirsiz Anne

Endişeli, sinirli, aşırı duygusal ve duygularının altında ezilmiş olduğundan ebeveynlik modeli tamamen moduna göre değişen anne modelidir. Bu 5 anne modeli arasında en karmaşık olanıdır. Bu anne, kendi kafasında duygularından ve ilişkilerinden yola çıkarak sorunlar, meseleler ve krizler yaratır ve bunları çocuklarına da geçirir.

Sağı Solu Belirsiz Annenin Çocukları…
Güçlü tarafları: Mükemmel insan ilişkileri olur ve empati becerileri çok gelişmiştir. Genellikle müthiş motive edici olurlar, aile ve arkadaşlarına duygusal anlamda çok destek olurlar.

Duygusal miras: Başka insanların sıkıntılarına ve sorunlarına yardımcı olması duygusu bu annenin çocuklarının içine işler ve sinir, kaygı, depresyon gibi durumların altında ezilebilirler. Başka insanları anlama ve durumları çözümlemeyi çok erken yaşta öğrenir ve başkalarının güçlü duygularını yönetebilirler.

En Yakın Arkadaş Anne Modeli

Sınır koyma sorumluluğundan kaçmak için çocuklarına yaşıtı gibi davranmaktan hoşlanır. Bu anne modeli, annelik duygusunu benimserse hayatının kararacağını düşündüğünden o rolü benimsemekten kaçınır. Onun yerine çocuk da anne de sanki sırdaş ya da en yakın arkadaş rollerine bürünürler ki işte bu da çocuğu annesiz bırakan bir durumdur. Poulter'a göre böyle bir durumda annenin duygusal ihtiyaçları o kadar çoktur ki bunları çocuğunun doldurmasını beklemek durumundadır.

En Yakın Arkadaş Annenin Çocukları…
Güçlü tarafları: Anne babalarla çocuklar ve iş arkadaşları ile aileler arasındaki sınırların önemini çok iyi kavrarlar. Anneleri yokmuş gibi hissettiklerinden, genellikle liderlik rolü onlara kalır ve daima sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi davranmak durumunda hissederler.

Duygusal miras: Reddedilme korkusu ile duygusal olarak ihmal edilmiş hissederler.  İlişkilerde alıngan ve gücenen taraf olurlar sevilmedikleri ve takdir edilmedikleri hissine kapılırlar.

Önce Ben'ci Anne

En yaygın anne modellerinden biridir. Bu anneler çocuklarını ayrı birer birey olarak görmeyi başaramadıklarından güvensiz ve bencil olurlar.Annenin pohpohlanması gerektiğini düşünürler çünkü muhtemelen kendileri de öyle yetişmiştir.

Önce Ben'ci Annenin Çocukları…
Güçlü tarafları: Başkalarının yardımına koşmakta üstlerine yoktur, her türlü ilişkide güçlü sezgileri olan ve anlayışlı kişilerdir. Sadık ve yardım etmeyi seven kişiler olurlar. Başkalarının ihtiyaçlarını görebilen ve yardım etmekten kaçınmayan kişilerdir.

Duygusal miras: Kendi karar verme becerilerini sorgularlar. Kendi hislerine güvenmekte zorluk çekerler çünkü annelerinin görüşü onlara göre daha önemli ve güçlüdür.

Eksiksiz Anne

Poulter' bu ideal anne modelinin %10 oranında görüldüğünü belirtiyor. Eksiksiz anne diğer 4 anne modelinin en iyi taraflarını içinde barındıran bir anne modeli. Duygusal olarak dengeli ve çocuklarını ayrı birer birey olarak görebilen ve kendi bağımsızlıklarını elde etmelerine yardımcı olan bu anne modeli de yüzde yüz mükemmel değil ancak duygusal durumu ve evin dışındaki sorumluluğu ne olursa olsun, anneliği benimsemiştir.

Eksiksiz Annenin Çocukları…
Güçlü tarafları: Sevildiklerini ve anlaşıldıklarını bildiklerinden risk alabilir, değişime ayak uydurabilir ve reddedilme korkusu duymaksızın yeni ilişkilere başlayabilirler.

Duygusal miras: Aile bireyleri, iş arkadaşları ve diğer insanların da kendi görüşleri olabileceğini kabul edip saygı duyarlar. Bağımsız bir birey olma yolunda karşılarına çıkan engelleri  kendi başlarına aşabilirler ve anneleri tarafından kapana kıstırılmış gibi hissetmezler.

"Beş Anne Modeli açıklamaları Pschology Today dergisinden alıntıdır."

5 Aralık 2013 Perşembe

Evde Köpek Beslemenin Çocuklara Ne Gibi Yararları Vardır

Çocuklar bir köpeğin bakımını üstlenmek istediklerinde, anne babalar genellikle karşı çıkarlar ve çocuklarını caydırmaya çalışırlar çünkü pek çoğu köpeklerin pis, kokulu ve çok zaman alan ve de masraflı olduklarını düşünürler. Ama çocuklarınızın bu isteğine karşı çıkmadan önce köpek sahibi olmanın olumsuzluklarından çok olumlu tarafları olabileceğini de göz önünde bulundurun. Köpek beslemenin çocukların ruhsal gelişimleri açısından çok faydalı olduğuna dair yüzlerce araştırma var. O yüzden bu konuda kesin yargıda bulunmadan önce, bu araştırmaların bulgularına kısa bir göz atalım.

Köpek sahibi olmak çocuklarınıza sorumluluk duygusunu öğretir.
Bu bulgularda en öne çıkanı şüphesiz ki çocukların evdeki köpeğin bakımıyla ilgili belli konularda iş paylaşımı yapmaları onlara sorumluluk duygusunu aşılamaktadır. Köpeği beslemek, yıkamak, onunla yürüyüş yapmak hatta onunla oynamak bile başka şeyleri kendi ihtiyaçlarının önüne alabilmeleri açısından çok faydalıdır. Bu saydıklarımı yapabiliyor olmak çocukların aynı zamanda hem kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak hem de bunları kendi başlarına becerebildiklerini görmek onların özgüvenlerini de artıracaktır.
Köpek sahibi olmak çocukların ruhsal gelişimi açısından da çok faydalıdır.
Çocukların ruhsal gelişimine ve sağlığına katkıda bulunan pek çok şey vardır fakat köpek sahibi olmak hemen hemen tamamının önüne geçer. Köpek sahibi çocuklarınözgüven ve öz saygıları daha yüksek olur. Aynı zamanda daha az yalnızlıkl çekerler ve başkalarına karşı empati ve sabır gösterme konusunda daha başarılı olurlar.
Köpek sahibi olmak çocuklara hayvanları takdir etmeyi öğretir. 
Bu gezegende milyonlarca farklı canlı çeşidiyle birlikte yaşıyoruz. Köpek sahibi olmak ve onun bakımını üstleniyor olmak çocuklara köpekler ve biz insanlar arasındaki farklılıkları öğretir. Bu farklılıkları birinci elden deneyimlemek çocukların  hayvanların yaşamımıza kattığı değeri ve hayvanlara da saygı duymak ve onları takdir etmek gerektiğini öğrenmelerini sağlar. 
Köpek sahibi olmak çocukların öğrenme becerilerini geliştirir.
Çocuklar sebep-sonuç ilişkisi kurarak köpeğin bakımı ve oyunlar sırasında pek çok şeyi hızlı biçimde öğrenebilir ve uygulayabilir. Aslında önemsiz gibi görünse de pek çok çocuk köpeklerine kitap okumaktan hem keyif alır hem de köpeklerinin yanında kendilerini güvende ve rahat hissettiklerinden onlara şarkılar söyleyebilirler, bunun da öz güveni artırdığı bilinmektedir.Yes, it's true.  
Köpek sahibi olmak çocukların fiziksel sağlığı açısından da faydalıdır.
Sadece köpek değil evcil hayvan sahibi olmanın insan sağlığı üzerinde çok olumlu etkileri oldupuna dair pek çok araştırma sonucu bulunmaktadır. Bunlardan en ilginci, doğduklarından beri evcil hayvanla büyüyen çocuklardaki kedi/köpek alerjisi riski yetişkinlere oranla çok daha düşüktür. Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi bulgularına göre, evcil hayvan sahiplerinin tansiyonları normal seyretmektedir ve daha az stresli, daha az kolesterol sorunu yaşayan ve daha sık egzersiz yapan kişiler olduğu görülmektedir. 
Bunları düşündükten sonra daha olumlu bakmaya başlarsanız bir de şu aşağıdaki noktaları çok iyi düşünün:
Kaynaklar:
"Pets and Children," American Academy of Child & Adolescent Psychiatry
Jennifer Warner, "Pets May Reduce Children's Allergy Risk," WebMD.com

29 Kasım 2013 Cuma

Çocuklarla Aktiviteler ve Oyunlar Vol.3

Bu güneşli ve mutlu Cuma gününde bloguma dokunmadan edemedim. Haftasonu güzel bir programımız var, yarın çok yakışıklı bir erkeğin 2.yaş doğumgünü partisine gidiyoruz :-))) Pazar günü de dinlenir parkta oynar, Erni'yle yürüyüş yaparız diye düşünüyorum. Erni demişken artık Kavin Erni'yle daha çok etkileşimde bulunuyor, sabah kalktığında hemen "Erdiii, Erdiiii" diye peşinden koşturmaya başlıyor, kahvaltıdan sonra onunla oynamak onun yanında oturmak istiyor. Gözlemlediğimiz kadarıyla Erni'de bu ilgiden çok hoşlanıyor örneğin o da Kavin neredeyse oyun oynuyorsa gidip o odada oturuyor. Dolayısıyla bu bizim için başlı başına çok eğlenceli ve bizce çok da eğitici ve geliştirici bir aktivite ve oyun :-)))
Şimdi gelelim aktivite ve oyunlara. Çeşitli kaynaklardan ve bazıları da hayal ürünü olarak derlediğim çeşitli oyun fikirleri var bunları ve çocuklarda hangi becerileri geliştirdiklerini (becerilerin açıklamalarını: buraya tıklayarak "Çocuklarla Aktiviteler ve Oyunlar Vol.2" yazımda  bulabilirsiniz)  daha kolay incelenebilmesi açısından madde madde yazmak istiyorum:
(Bu arada belirtmeliyim aşağıdakilerin büyük bir çoğunluğu kızım için baktığımdan  kızımın yaş grubuna uygun yani 18-24 ay arası için önerilen aktivite ve oyunlar)
1) Boş ayakkabı kutularından kule yapmak.
Çocuğunuzla birlikte boş ayakkabı kutularını üstüste dizerek bir kule yapabilir sonra onun bunu kendi başına yapmasını keyifle izleyebilirsiniz.
Geliştirdiği beceriler: Sebep sonuç, İnce motor becerileri, Problem çözme, şekil ve boyut ayrımı, mekansal farkındalık.
2) Kapları iç içe dizmek.
Bunun için farklı boyutlarda karton kutular, mutfak ölçü kapları ya da tencereleri kullanabilirsiniz. Çocuklar ilginç bir şekilde bundan çok keyif alıyor ve uzun süre konsantre oluyorlar buna.
 Geliştirdiği Beceriler: Göz ve el koordinasyonu, İnce motor becerileri, Problem çözme, şekil ve boyut ayrımı.
3) Ce-eeee (Peekabo)
Yüzünüzü elinizle ya da bir nesneyle kapatıp açarken Ce-eee demek herhalde kendi çocukluğumuzdan beri en bilinen aktivitelerden biridir. Bize sıradan gibi gelse de geliştirdiği beceriler var.
Geliştirdiği Beceriler: Vücut farkındalığı, Yaratıcı hareket, Dil Gelişimi.
4) İçine kahvaltı gevreği ya da bebe bisküvisi konmuş kavanoz sallamaca. Plastik bir kavanoz salladığında ses çıkaran ve açıp yemek isteyeceği birşey koyduğunuzda hem salladığında çıkan sesten keyif alacak hem de kavanozu açmaya çalışacaktır.
Geliştirdiği Beceriler: Yaratıcı hareket, Dinleme, ritm keşfi, duyusal keşif.
5) Kumla oynama.
Geliştirdiği Beceriler: Yaratıcı ifade, İnce motor becerileri, dokunarak keşfetme.
6) Fotoğraf oyunu.
Çeşitli fotoğraflar göstererek, anne, baba, anneanne, dede, babaanne, dayı, amca footoğrafları göstererek bu kim, kim varmış burada diyerek konuşturmaya çalışmak.
Geliştirdiği Beceriler: Dil Gelişimi, Görsel ayrım, görsel hafıza.
7) Müzik aletleri ile oynama ya da oyuncak müzik aletleri ile oynama örneğin tamborin çalmak gibi.
Geliştirdiği Beceriler: Göz ve el koordinasyonu, Dinleme Becerileri, ritm keşfi, sosyal beceriler.
Benim minik ressamım :-)))
8) Boyama-Resim yapma.
Henüz küçük diye düşünmeyin, silinebilen ve çocuklara zararsız boya kalemlerinden alın, özgürce çizsin karalasın.
Geliştirdiği Beceriler: Kavram geliştirme, İnce motor becerileri, Sosyal Beceriler, Görsel Hafıza.
9) Sayı Saymaca.
Şarkı söylemek yolu ile ve parmaklarla sayılar gösterilerek ya da sayılar resimlerle gösterilerek yapılabilir.
Geliştirdiği Beceriler: Dil Gelişimi, Görsel Hafıza, ritm keşfi.
10) Saklambaç.
Geliştirdiği Beceriler: Kavram geliştirme, Dinleme Becerileri, Sosyal Beceriler, Görsel ayrım, görsel hafıza.
11) Bir kartona farklı şekillerde (üçgen, kare, yuvarlak gibi) delikler açıp yine bu şekillerde kağıt kesip, onları uygun deliklerden atmasını sağlamak.
Geliştirdiği Beceriler: Sınıflandırma Becerileri, Göz ve El koordinasyonu, İnce motor becerileri, şekil ve boyut ayrımı.
12) Vücut Bölümlerini Öğrenme.
Burun, kulaklar, ağız, gözler, parmaklar, kollar, bacaklar öğretilip sonrasında nerdeymiş kızımın&oğlumun burnu, ağzı diye sorarak göstermesini ve öğrenmesini sağlamak.
Geliştirdiği Beceriler: Vücudunu tanımak, Kavram geliştirme, Dil Gelişimi, Dinleme Becerileri.
13) Doğada Sanat
Parkta toplayacağınız sonbahar yaprakları ile bir kartona süsler yapmak ve duvara asmak. Bunu yaparken de doğayı anlatmak.
Geliştirdiği Beceriler: Yaratıcı ifade, Göz ve el koordinasyonu, İnce motor becerileri, Dil gelişimi.
14) Birlikte çiçekleri sulamak.
Geliştirdiği Beceriler: Denge, Koordinasyon.
15) Sürpriz yapmak, hediye vermek. İçinde ne olduğunu tahmin ettirmeye çalışmak ve hediye paketini açtırmak.
Geliştirdiği Beceriler: Koordinasyon, Problem çözme, Duyusal keşif, dokunma yoluyla algı.
16) Ritm Zamanı (Perküsyon)
Geliştirdiği Beceriler: Sebep-sonuç İlişkisi, Yaratıcı ifade, Dinleme Becerileri, ritm keşfi.
17) Tekerlekli oyuncakları çekme. Örneğin bir oyuncak arabaya ip bağlayarak, ya da kartondan tekerlekler yapıp bir sopanın iki ucuna geçirerek tekerlek yapmak ve uucuna da ip bağlamak suretiyle tekerlekli oyuncak yapmak ve bu ipi çekerek yürütmek.
Geliştirdiği Beceriler: Yaratıcı ifade, İnce motor becerileri, büyük motor becerileri.
18) En güzellerinden biri bu: Kardeşle(rle) oynamak.
Geliştirdiği Beceriler: Bütün beceriler.
19) Bebek basketbolu. Kağıttan bir top yapıp ya da minik plastik bir topla, çamaşır sepetini yerde bir adım önüne koyarak basket attırmak.
Geliştirdiği Beceriler: Göz ve el koordinasyonu, Büyük motor becerileri, sosyal beceriler.
20) Fış fış kayıkçı, ya da Tel Sarar (isim) tel sarar.
Bir şarkı söyleyip, o şarkının sözlerindeki hareketleri yapmasını sağlamak, baby tv izleyenler hokey pokey'den çocukların nasıl etkilendiği de görebilirler.
Geliştirdiği Beceriler: Kavram geliştirme, dil gelişimi, mekansal farkındalık.
22) Kartondan yapacağınız bir borudan top geçirme ya da spaghetti makarnadan ortası delikli küçük makarnaları geçirme.
Geliştirdiği Beceriler: Sebep-sonuç ilişkisi, ince motor becerileri, şekil ve boyut ayrımı.
23) Magnetlerle oyun.
Gerek oyuncakçılarda satılan gerekse evlerde buzdolaplarımızda bulunan magnetleri yanyana şekillerine ve renklerine göre dizerek oyun oynama.
Geliştirdiği Beceriler: Sayma Becerileri, İnce motor becerileri, Şekil ve boyut ayrımı, görsel hafıza.
24) Farklı yüzey biçimlerini tanımak.
Bu çok kolay gibi görünmese de aslında yapılmalı, örneğin tahta, plastik, kumaş, kağıt vb. farklı materyal ve bu materyallerin kullandığı yüzeyleri anlatmak elleriyle dokunmasını ya da çıplak ayaklarla basmasını sağlamak.
Geliştirdiği Beceriler: Farklı materyalleri tanıma ayrımını kavrama, dokunarak algılama becerisi geliştirme.
Bu listeyi yeni oyun ve aktiviteler öğrendikçe ya da evde uydurdukça uzatmayı düşünüyorum, bunu okuyup başka oyun ve aktivite eklemek isteyenler beni çok mutlu eder.
Ayrıca bu süreçte araştıma yaparken, bu tür aktivitelerle ve oyunlarla ilgili detaylı bilgi paylaşılan harika bir blog keşfettim, gerçekten bir sürü fikir veriyor ve aynı zamanda resimlerle de desteklenmiş, linkini aşağıda paylaşıyorum, Gamze Hanım'ın blogu erenkayra'ya buraya tıklayarak kesinlikle göz atmanızı öneririm:


Miniklerimizle mutlu ve güneşli bir haftasonu geçirmemiz dileğiyle bugünlük blogdan ve bilgisayar ekranından kaçıyorum :-)))





26 Kasım 2013 Salı

Günümüz Annelerini Özellikle de Çalışanlarını Bunu İzlemeye Davet Ediyorum: -))) I don't know how she does it....

Koşun anneler koşun, şahane bir film buldum. Bekarlığımızın Sex and the City'deki idolü Carrie Bradshaw rolüyle Sarah Jessica Parker şimdi bizler gibi anne rolünde hem de çalışanından ve bu film bizde gösterime ne zaman girdi bilmiyorum ama biz şimdiden 3 anne bu filmi edinip beraber izleme programımızı yaptık bile :-)))

25 Kasım 2013 Pazartesi

Çocuklarla Aktivite ve Oyunlar Vol. 2

Birkaç gündür çocuklarımızla oynayabileceğimiz oyunlar ve aktivitelerle ilgili yazacağım ama işe git gel, gece yarılarına kadar aşure yap, bir de üzerine Kavin nezle oldu derken ancak bugüne kısmet oldu bunları yazmak. Cuma günü yazmak daha da iyi olabilir çünkü biz çalışanlar için Cumartesi ve Pazar çocuklarımızla bütün gün birlikte olabildiğimiz 2 gün ve genellikle öncesinde bu haftasonu neler yapsak diye de düşünüyoruz.
Son zamanlarda İstanbul'da hatta geçen hafta Ankara'daydık orada bile, yani tahminimce Türkiye genelinde hava çok güzeldi, resmen bahar günleri yaşıyoruz ama Aralık ayına girmemize 1 hafta kala artık soğuk havaların kapıda olduğunu düşünüyorum. Bu da demek oluyor ki, miniklerimizi her fırsatta parka, açık alanlara götüremeyebiliriz. Kah hava soğuk oluyor kah yağmur yağıyor derken, ev içerisinde aktiviteler bulma ihtiyacı ortaya çıkıyor.
Ben de aşağıda bununla ilgili yazacağım. Miniklerimizle ne gibi aktiviteler yapabiliriz ve bu aktiviteler yavrularımızın hangi annlamda gelişmesine katkı sağlar ondan bahsedeceğim. Bunu söylemişken, bugün uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımı gördüm ve 2 yaş 3 aylık olan oğlunun halen 1-2 kelime dışında konuşmadığını ve en sonunda pedagog'a gittiklerini söyledi. Evde anne-baba İngilizce, bakıcı Türkçe konuşuyormuş ve İngilizcesi pekişsin diye gün içerisinde TV'deki bebek kanallarını orijinal dilinde yani İngilizce konuşulur şekilde açık bırakıyorlarmış. Pedagog demiş ki, katiyyen TV açmayın, çocukla oyun oynayın, bol bol konuşun ve mümkünse Türkçe konuşun. Biz de Almanca ve Türkçe konuşuyoruz Kavin'le. Babasıyla başbaşalarken Almanca konuşuluyor, onun dışındaki bütün zamanlarda Türkçe konuşuluyor ve Kavin'in konuşma becerileri olması gerektiği düzeyde çok şükür. Ama Kavin'e günde 30 dakikanın üstünde TV izlettirmiyoruz, bu sürenin üstüne çıktığımız çok nadirdir ve akşamları da muhakkak oyunlar oynuyoruz. Konuşma becerileri bakımından kitap okumak da çok faydalı ama Kavin (benim borazan sesimden olsa gerek) kitap okunurken sıkılıyor. Yani diyeceğim o ki bence çocuklu evlerde TV diyeti çok ama çok faydalı bir diyet, açmayalım şu televizyonu, yaratıcılıklarını baltalamayalım çocuklarımızın.
Gelellim becerilere ve aktivitelere:
Aşağıda yazacağım aktiviteler Kavin'e uygun olması açısından incelediğim için ağırlıklı olarak 12-24 ay arası çocuklar için fakat diğer yaş grupları için de araştırmalarımı yaptım ve bir sonraki yazıda onlara değineceğim.
Evde ya da açıkhava da yaptığımız bazı aktiviteler ve çocuklarla oynanılan oyunlar çocuklarımızın aşağıda sıraladığım becerilerinin geliştirilmesine olanak sağlar:
- İnce Motor Becerileri
Uzanma, yakalama, nesneleri tutma ya da kontrol etme gibi parmaklar, eller ve kolların hareket etmesini gerektiren becerilerdir. Örneğin çatal, kaşık, boya kalemi tutabilme ve kontrol etme gibi.
- Büyük Motor Becerileri
Bebekler için; dönmek, başını kaldırmak ve emeklemek, çocuklar için ise dengede durma, yürüme, koşma ve atlama gibi becerilerdir.
- Sebep-Sonuç İlişkisi Kurabilme
Bütün olaylar birbirine bağlıdır. Her olay kendisinden önceki olayın sonucu, kendisinden sonraki olayın sebebidir. Önceki olayı bilmeden sonrakini kavrayamayız.
- Kavram Geliştirme
Nesnelerle isimlerini bağdaştırmayı sağlamak. Örneğin çocuğumuz kolunuzdaki saate bakıyorsa saat hakkında konuşmak gibi.
- Duyusal Keşif
Görme, işitme, dokunma, tatma yoluyla dış dünyayı keşfetme.
- Boyut ve Şekil Ayrımını Yapabilme
Farklı nesnelerin kısa, uzun, geniş, dar, büyük, küçük gibi farklılıklarını görebilme ve tanımlayabilme.
- Görsel Hafıza
Bazı imgelerin nesne, olay ya da kelimeler şeklinde hatırlanması.
- Yaratıcı İfade Becerisi
Yaratıcı ifade çocukların duygu ve düşüncelerini sanat yoluyla, örneğin resim, yazı, tiyatro ve müzik yoluyla ifade etmeleridir.- Dinleme Becerileri
Konuşmaki kendini ifade etmek kadar hatta ondan da fazla karşımızdakini dinlemek çok önemlidir. Karşımızdakini dinleme ve anlama becerilerinin bütünüdür.
- Sosyal Beceriler
Sosyal becerileri çocuklar için; topluluk içinde yani diğer çocuklarla ve hatta yetişkinlerle olumlu etkileşim kurmasını sağlayan davranışlar olarak tanımlayabiliriz.- Mekansal Farkındalık
Mekansal farkındalık çocukların bulundukları lokasyon, nesnelere uzaklık, yakınlık durumlarını kavrama becerileri olarak tanımlayabiliriz.
- Dil Gelişimi
İletişimin sağlanambilmesi ve çocukların dili doğru olarak öğrenmelerini sağlayan becerilerdir.
- Problem Çözme Becerileri
Çocukların bir problemle karşı karşıya kaldıklarında problemi çözmek için gerekli analitik düşünme becerilerini geliştiren beceridir.
- Yaratıcılık
- Vücudunu tanıma
- Yüzeyleri tanıma
- Göz ve El Koordinasyonu
El hareketinin gözler tarafından izlenmesi ve koordine biçimde hareket edilmesi becerisidir.

Bu becerilerden de bahsettikten sonra yarın, minnoşlarımızla birlikte bu becerileri geliştirecek ne gibi aktiviteler yapabileceğimizi ve ne tarz oyunlar oynayabileceğimizi yazacağım.























19 Kasım 2013 Salı

Haftasonunda Ankara ve Çocuklarla Aktiviteler ve Oyunlar Vol.1

Haftasonunu Ankara'da geçirdik, Kavin anneannesi, dedesi ve deli Tarçın'la çok eğlenceli ve hoplamalı zıplamalı bol şımartılmalı bir zaman geçirdi. Ernicik yine Pati Pet House'da kaldı 3 gün boyunca, bu haftasonunun çabuk geçtiğine sevinen aramızdaki tek kişi Erni'ydi :-))) Blogu okuyanlar bilir ben Ankara'sını çok seven İstanbul'da yaşayan bir Ankara gurbetçisiyim, biliyorum türünün az örneklerinden biriyim :-))) Şansımıza Ankara'da hava çok güzeldi. Kavin'in doğumundan beri eşimle birlikte ilk defa sinemaya gittik, Behzat Ç. hayranı bir çift olarak Behzat Ç. Ankara Yanıyor filmini Ankara'da izlemekten de ayrı keyif aldık. Dün akşam üzeri de İstanbul'a döndük ve blogcuğuma kaldığım yerden devam ediyorum.
Uzun zamandır Kavin'le ne gibi oyunlar oynayabiliriz, hem onu eğlendirip hem de eğlenirken öğrenebileceği ne tür aktiviteler bulabilirim diye epeyce kafa yoruyordum. Bunun için birkaç kitap karıştırdım, internetten de epeyce araştırma yaptım desem yeridir.
Birçoğumuzun yaşadığını düşündüğüm ipad ya da iphone merakıyla başetme konusunda biz de güçlük çektik. Telefondan ya da ipad'den birşeye bakmamız gerektiğinde Kavin'e göstermeden hızlı hızlı yapmaya çalışıyoruz. Sebebi çok basit, onun başına oturunca kendisine seslenildiğini bile farketmiyor, yıllardır kullanmasını biliyormuş gibi oynuyor. Bazı özelliklerini Kavin'den öğrendik diyebilirim. Biz ipad'i sadece,örneğin  eşim ya da ben Kavin'le yalnızsak ya da ikimiz de meşgulsek ve hızlı bir şekilde yemek hazırlamamız gerekiyorsa, ya da önemli bir mail yazmamız gerekiyorsa oyalanması için çok kısa süreliğine veriyoruz. Geri kalma anı her zaman gürültülü oluyor ama bir süre sonra dikkatini başka bir şeye yöneltmeyi başarırsak sorun çözülüyor. Bizim için Kavin'in oyun oynaması, oyuncaklarıyla kendi oyun dünyasını yaratması çok önemli, bu çocukların gelişimi için çok önemli. Oyun oynamak Kavin'in yaş grubunda konuşma becerisinin, kelime haznesinin gelişmesi açısından da çok fark yaratacak bir aktivite.
Bundan hareketle, yaptığım araştırmaların üzerine, sevgili arkadaşım Aslıcım bana geçtiğimiz günlerde Gymboree'nin bıdıklar için oyun ve aktiviteler kitabını getirdi. Bu kitap ve Ali Çankırılı'nın "Anne Benimle Oynar mısın" kitabı en etkilendiğim kitaplardan oldu. Montessori aktiviteleri de incelenmeye ve evde denenmeye değer diye düşünüyorum.
Çalışan bir anne olarak başlarda eve geldiğimde yemek yaparken bile "ben bu zamanı çocuğumla oynayarak geçirmek yerine yemekle uğraşıyorum sonra bir de mutfağı toplayacağım, çocuğum, annem benimle hiç zaman geçirmiyor diye üzülecek", diyerek mutsuz olabiliyordum. Ama sonradan birşeyi çok iyi öğrendim, çocuğumla 2-3 saat onunla etkileşime girmeden sırf onun yanında olmak için boş boş oturmaktansa, ya da tv seyretmektense, yemek yapmaya başlamadan önce onunla karşılıklı oynadığım yarım saatlik bir oyun ya da birlikte yaptığımız bir aktivite onu o kadar çok mutlu ediyor ki, o yarım saat belki 10 saatlik keyfe denk geliyor. Aynı şeyi uykudan önce de uyku öncesine uygun aktivite ya da oyunla yapmak zaman varsa 1 saat yoksa yine bir yarım saat ayırmak hem onu çok mutlu edecektir hem de bütün akşam sizin ilginizi çekmek için koşturup uykusuz kalmayacaktır. Anne+Babasıyla oyun oynayan çocuklar sonrasında oyuna kendileri devam ediyor ve konsantre olabiliyorlar. Yani ben diyorum ki, aldığımız o oyuncaklar oynana oynana eskisin, yepyeni, bir köşede işlevsiz durmasın.
Yarın işte bu aktiviteleri yazacağım, bu arada aktivite ya da oyun önerisi olanlardan da yaş grubu belirterek bu önerilerini yorum olarak paylaşmaları beni ve takip edenleri memnun edecektir.

31 Ekim 2013 Perşembe

Sağlıklı Beslenme, Ek Gıda, Fazla Kilolar, Organik Gıda Alışverişi vs. :-)))

Daha önce de birkaç defa beslenme konularında yazdım, yine onunla ilgili birşeyler yazmak daha doğrusu paylaşmak isterim. Hamile olduğumu öğrendiğim andan itibaren bende beslenme konusunda bir aydınlanma oldu, ne yemeliyim ne yememeliyim bunlara çok dikkat etmeye başladım ve bu konuda okumaya, araştırmaya başladım. Şu anda yaşadığımız dünyada hangi gıdanın içinde ne var, insan düşünmek bile istemiyor açıkçası ve aslında benim bilinçli beslenmek için hamileliği beklemem de doğru değil ama aydınlanma o zaman geldi işte :-))) Hamile kaldığımda da kilolu olduğumdan yediklerimin miktarına ve kalorisine de çok dikkat ediyordum ki hamilelikteki kilo alımım kontrollü olsun diye. Dolayısıyla da hamileliğimde toplamda 9 kilo aldım. Hamileliğim süresince beslenme konusunda en dikkat ettiğim husus; dengeli beslenmekti, yani karbonhidratı, proteini dengeli miktarda ve gerektiği kadar tüketmek, günde 2 bardak çay ve 1 fincan kahveden fazla tüketmemek, mümkün olduğunca sebze yemekleri yemek gibi. Kiloluyken hamile kalmanın iyi tarafı benim için, hamilelikteki kilo alımımı kontrol etmek ve daha sağlıklı beslenmem açısından aslında bir motivasyon oldu. Doğumdan sonra aşırı şişerim korkusuyla nutella, pasta, çörek/börek, vs, olaylarına hiç girişmedim.
Doğum yaptıktan tam 10 gün sonra tartıya çıktığımda gözlerime inanamadım, söyledikleri doğruymuş, hamilelik kilolarım gitmişti bile. Ama benim için asıl zorlu süreç emzirme döneminde başladı çünkü bir taraftan süt çoğalsın diye onu ye bunu ye, bir taraftan da emzirdikçe acıkma ve birşeyler yeme isteği derken ipin ucu orada kaçtı. Yani ben hamileliğimde almadığım kiloyu emzirirken aldım. İkinciyi doğurmak kısmet olursa eğer, bu emzirme dönemine karşı önlemlerimi alacağım inşallah bu sefer. Emzirme sürecimde de abur cubur ya da hazır gıdalar değil ama  pasta, kek, kurabiye, börek, çörek pişirme merakımın tavan yapması sebep oldu.
Sonrasında da çok önemli bir başka dönem başladı bizim için, ek gıda dönemi. Bu dönemi ben dört gözle bekliyordum, çünkü Kavin'e sütümün yanısıra birşeyler yedirmek, ona yemek hazırlamak, minik minik kaşık ve tabaklardan ona yedirmek hevesindeydim, aynı zamanda diyetisyene gitmek ve yavaştan diyete başlamak için kafama koyduğum tarihti. Nitekim ek gıdaya geçişle birlikte ben de diyetisyenimin kapısını çaldım, ek gıdaya geçtiğimizi ama emzirmeye devam ettiğimi söylediğimde, emzirdiğim sırada kilo verdiren bir diyet uygulamamın doğru olmadığını söyleyerek beni uğurladı diyetisyenim. Kendimi diyete bu kadar hazırlamışken bu bir hayal kırıklığı oldu ama öncelik Kavin ve benim sütümü içmeye devam etmesi olduğundan, önüme bakmaya devam ettim ama kendi kendime bir karar aldım. Tamam kilo vermeyeceğim henüz ama en azından daha fazla kilo almamalıyım ve börek/çörek gibi şeylere hemen son verip sebze ağırlıklı beslenmeliyim. Yani süt yapsın diye yediğim tahin helvalarının yerini asıl deli gibi sütü çoğaltan ve çok daha sağlıklı olan dereotuna bırakmam gerektiğine karar verdim. Dereotunun sütü nasıl çoğalttığına inanamazsınız. Gazsız geceler için bir tüyo da, emziren annelerin içtikleri suya ya da yedikleri yemeğe bir tutam kimyon atmaları olacaktır. Kimyon bebeklerdeki gaz olayını kökten çözüyor ve anne de bebeğime gaz yapar mı diye korkmadan istediğini yiyebiliyor.
Kavin'i bir yaşına kadar emzirdikten sonra anne sütünü bırakıp sonrasında inek sütüne geçiş yaptık. Aynı zamanda twitter'da takip ettiğim alternatif anne'nin de önerdiği gibi sütten daha fazla kalsiyum içeren kaşar peynirini de Kavin'e bol bol yedirdim ve yediriyorum.
Sonrasında diyetisyenimin yol göstermesi ve kendi gayretimle 14 kilodan kurtuldum. Hala kilo fazlam var ama hiç acele etmiyorum yavaş yavaş veriyorum kiloları.
İpek Hanım Çiftliğinden gelen ürünlerin son derece düzgün paketlenmesine bir örnek.
Yemek yapmak, mutfakta zaman geçirmek benim için hala çok büyük bir zevk, son aylarda bu konuda beni çok gaza getiren bir durum var. O da birkaç yıldır duyduğum ama son birkaç aydır alışveriş yaptığım İpek Hanım Çiftliği. Cumartesi akşamları listeyi merakla bekliyorum, kendisinin ya da komşularının üretimi olan tamamen organik, yerli tohumlardan meyve, sebzeler, bunların yanısıra pekmezler, salçalar, konserveler, aklınıza ne gelirse. Bu yaz bazı baharatlarımı kendim kuruttum , turşu kurdum ilk defa ve çok güzel oldu, İpek Hanım çiftliğinden tarhanamı, mercimeklerimi, pekmezlerimi, salçalarımı, ev ketçabımızı (şahane birşey), peynirler, tereyağlar istedim, daha birçok şey de istemeye devam ediyorum. Nasıl memnun kaldığımı anlatamam. İpek Hanım çiftliğinden kargo geleceği zaman nasıl sabırsızlıkla bekliyorum inanamazsınız. O kadar düzgün kurulmuş bir sistem ki, bir de gönderilen ürünlerin nasıl muntazam paketlendiğini, görmelisiniz. Şimdi buraya yazarken bile bir sonraki siparişte ne istesem diye düşünüyorum, son istediğimiz semizotunun tadı damağımızda kaldı da...Detaylı bilgi için: http://www.ipekhanim.com/
Pekmez çeşitlerinden bazıları
Turşularım :-)))
Kuruttuğum yeşillikler (Nane, dereotu, fesleğen, reyhan, vs)

Bunlara ek olarak diyetisyen Seçil Kenar'ın hamilelik sırasında ideal kilo alımı oranları, sonrasında kilo verme ve emzirirken günlük örnek beslenme planına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
http://www.secilkenar.com.tr/makale/hamileliksonrasi.html



30 Ekim 2013 Çarşamba

Cumhuriyetimizin 90. yılı Kutlu Olsun

Bu sene 29 Ekim'de Cumhuriyetimizin 90.yılına yakışır güneşli, iç açıcı bir hava vardı. Beşiktaş'ta her yer bayrağımızla ve Atamızın resimleriyle süslendi. Bu yüzden herşeyi bir kenara bırakıp, bugünü tatil günüymüş ve başka günler yapamadığımız işleri yapmalıymışız gibi düşünmeyip, bayram günü olduğunu ve eğlenmemiz ve bayram coşkusuyla geçirmemiz gerektiğini düşündüm. (Bu arada, ne cümleydi be :-))))
Aynen benim gibi düşünen kocacım da Kavin'i alıp Yıldız Parkı'na yürüyelim, rahat rahat koşsun oynasın, o da eğlensin biz de, ne dersin? diye bir teklif getirince ben plan yapmakta son derece başarısız, kararsız bir balık buırcu olduğumdan teklife atladım :-)))
Ve işte aynen onu yaptık, hepimiz çimlerde koştuk, oynadık, bir sürü oyun parkı var canımız hangisini istediyse onda oynadık, sincaplara baktık, kedileri, köpekleri sevdik:




Cumhuriyet'imizin 90.yılı hepimiz için kutlu olsun, nice 100 senelere inşallah!!!

24 Ekim 2013 Perşembe

Bir Bayram da Böyle Geçti :-)))

Yazılara epeyce ara verdim, öncelikle bu yazıyı okuyan herkesin geçmiş bayramını kutlarım. Biz bayramı İstanbul'da geçirdik, Kavin anneannesi, dedesi ile mutluluktan havalara uçtu. Annemler kapıdan girdiği andan itibaren bizimki mutluluktan bastı çığlığı :-))) Annemle babamın mutluluğu da görülmeye değerdi tabii.
Bayram öncesi, annemleri de alıp biryerlere kaçsa mıydık? diye aklımdan geçirdim, hatta acaba biz mi Ankara'ya gitsek diye düşündük eşimle ama şimdi İstanbul'da kalmakla iyi bir karar vermiş olduğumuzu düşünüyorum çünkü İstanbul'un tadı en çok bayramlarda herkes şehirden kaçınca çıkıyor. Ne trafik, ne kalabalık, ne gürültü. Her cafe'de restoranda yer bulunuyor. Bizim için güzel diğer bir tarafı da Erni'mizin de yanımızda olması. Ev kalabalıklaşınca o da çok mutlu oluyor.

Bayram öncesine ve sonrasına yazdan kalan izinlerimi ekleyerek uzun bir tatil yapma fırsatı bulduğumdan evle epeyce ilgilenme imkanı buldum.

Bu aralar kendimi sağlıklı beslenme, evde doğal yiyecekler hazırlama konularına fena halde verdiğim için bu zaman zarfında kendi çapımda kışlık erzak hazırladım. Nane, dereotu, reyhan, fesleğen, kuşburnu kuruttum, nar ekşisi yaptım.
Tarhana yapmaya da çok niyetliydim ama ona sıra gelmedi çünkü şansıma izin kullandığım bu dönemde havalar çok güzel olduğundan Kavin'i bol bol dışarıya çıkarmak parkta oynatmak gezdirmek önceliğimdi.
Parkta uzun uzun vakit geçirdik yavrumla ve bir iki defa da sahile gittik. Kuruçeşme ve Bebek parklarında da oynadık deniz havası çekerek. Ama insan kendi çevresine mi alışıyor nedir, bizim evin yanındaki parkta daha keyif alıyoruz. Kaydırağın yüksekliğine ya da öbür oyuncaklara alışık oluyor insan bir de Kavin'in arkadaşları var parkta ben de anneleriyle konuşuyorum, keyifli oluyor. Bebek Parkı'nda Filipinli bakıcılarıyla gezen ve 3 aylık bebeğini Burberry, Christian Dior giydirip uzay mekiği diye tabir ettim bebek arabalarında gezdiren aynı gezegenden olmadığımıza inandığım bir anne profili var ki, orayı benim için pek cazip kılmıyor :-)))



Bu süreçte bir de annem ve ben tam bir Eminönü bağımlısı olduğumuz için yine birkaç sefer düzenledik Eminönü'ne. İstanbul'un en sevdiğim yeri, ne ararsak buluyoruz. Gitmişken Hamdi Restoran'da güzel bir öğlen yemeği yedik, kumaşçıları, Şark Han'ı, yüncüleri yani Kürkçü Han'ı gezdik alacaklarımızı aldık.
Kürkçü Han'dan yünlerimizi aldık. Ben yine bir heves birşeyler örmek istiyorum ama hangi vakitte öreceğimi bilmiyorum, inşallah yarım kalan örgü projelerimi artık tamamlayabilirim. Örneğin kocacığıma 3 yıl önce örücem diye söz verdiğim ve hatta örmeye başlayıp sonra yarım bıraktığım kazağı örmeyi umuyorum :-)))
Eminönü'ne gitmelerimizden birinde Kavin'i de yanımızda götürdük, hava şahaneydi, Sultanahmet Meydanı'nda koşturdu, Kapalıçarşı'yı gezdik ve Sultanahmet Camii'ni ziyaret ettik.


Ayrıca evimize çok yakın olduğundan Zorlu Center'a birkaç kez gittik. Henüz tam olarak faaliyete geçmiş değil ama yürüme mesafesinde böyle bir alışveriş merkezi olması hoşumuza gitmedi dersem yalan olur. Şu an açılan bölümünde epeyce çocuk mağazası var, şu an aklıma gelenler; Joker, Mothercare, Tartine et Chocolat, Imaginarium, Burberry Kids, ayrıca birçok lüks markanın çocuk kıyafetlerini satan bir mağaza, ama beni en çok ilgilendiren H&M ve H&M Kids çünkü Türkiye'deki en büyük çocuk reyonunu Zorlu'da açmışlar ve ben onların kıyafetlerini hem çok beğeniyorum, hem organik malzeme kullanıyorlar hem de fiyatları çok uygun.
3 hafta tatilden sonra işe gelmek tabi sersemletti ama bardağın dolu tarafına bakacak olursam izne çıkmadan önceki sıkılmış, bezmiş ruh halim gitti daha dinlenmiş durumdayım. Bu arada her ne kadar bayramda biraz fazla kaçırmış olsam da 8 kilo birden gitti. Tabii bu zaman zarfında spor yapmış olsaydım daha da fazla gidecekti ama ben bu gecikmiş spor yapma kararımı şimdi uygulamaya başlıyorum ve artık spor yapacağım, umarım daha zinde hissetmemi sağlar.















25 Eylül 2013 Çarşamba

MyGym'e gittik çoook eğlendik :-)))

İki hafta önce Bebek Şenliği'nde gezerken MyGym standına göz attık ve diğer standlarda olduğu gibi bizi bilgilendirdiler ve MyGym deneme dersi için ismimizi aldılar. MyGym'i Digiturk Baby First'ten (164 no'lu kanal) biliyoruz ve eğer denk gelirsek gösterdikleri hareketleri televizyonun karşısında Kavin'le birlikte yapıyor ve eğleniyoruz. Bize en yakın şubeleri MyGym Akatlar'dan 1-2 gün içerisinde arayıp, Kavin'in yaş grubu için Cumartesi sabahı ders olduğunu ve ücretsiz deneme dersi olarak gidebileceğimizi söylediler. Ben de büyük bir mutlulukla kabul ettim. Gelgelelim, Cumartesi gelip çattı, ben biraz da karın ağrısından müzdaripken ve özel gün kaynaklı keyifsiz bir modumdayken, ya bugün ben biraz halsizim (aslında 2 büklümdüm karın ağrısından) acaba arayıp haftaya mı ertelesek dersi diye mızmızlanırken, kocacığım her zamanki gibi beni gaza getirdi, Kavinoşumun tatlılığı da buna eklenince, bir anda kalkıp hazırlandım ve çıktık yola.
Biz takside giderken Kavin başladı uyuklamaya, eyvah dedik, biz gittiğimizde Kavin uyuyor olacak ama neyse dersi görürüz ve bir sonraki haftaya kayıt yaptırırız. MyGym'den içeriye girdiğimizde ders yeni başlamıştı, acaip eğlenceli bir ortam, danslar el çırpmalar, dans etme isteği uyandıran bir şarkı. Bir de baktık ki Kavin uyanmış, hemencecik çıkardık ayakkabılarımızı ve attık kendimizi içeri. Dersi veren









Yunus Hoca, herkesi dersin ve yaptırdığı aktivitelerin içine çok güzel bir şekilde dahil ediyor. Yani acaip acaip dans ederken ve çocuğunuzla birlikte eğlenmeye çalışırken kendinizi şebeklik yapıyor gibi hissetmiyorsunuz, gerçekten de herkesin bir kurtlarını dökme durumu var, hem anne babaların hem de çocukların.


Çocuklar dans ediyor, etrafta diledikleri gibi koşturuyorlar çünkü içerisi çok güzel bir şekilde dizayn edilmiş, pofuduk minderler, tramplen, kaydırak, salıncak, oyun tünelleri gibi malzemelerle donatılmış durumda. Taklalar atıldı, geri geri yüründü ki denge sağlamayı öğrenelim, minnoşlarımızın güçlü kol kasları olması için yukarıdan iple sarkan çubuğa tutunup bize doğru sallanarak geldiler, salıncağa bindiler, doğumu simgeleyen bir oyun oynandı, kendi kendilerine oynadılar ve derken ders bitti.
Bir de baktık ki Kavin de ben de eşim de çok eğlendik.



MyGym'den çıktığımız anda Kavinoşum uyudu kaldı ve güzel bir uyku çekti o yorgunluğun üstüne.

Çok güleryüzlü ve insanı bunaltmayan ve kendileri de sabırlı bir şekilde sorularınızı yanıtlayan bir ekip var. Ders sonunda bizi çember içine alıp üye olma baskısı yapmadılar. Bizim eşimle bir kararımız var, geçmişteki ani alışveriş kararlarımızdan ders aldık ve böyle durumlarda artık biz bir düşünmek istiyoruz diyoruz kayıt olmadan önce. Cumartesi günü de aslında eşim de ben de kararımızı vermiştik, Kavin'i MyGym'e getirmeye devam etmeliyiz diye ama hemen atlamak istemedik ama önümüzdeki günlerde gidip kayıt yaptıracağız.

Hem anne babalarla tanışma imkanı bulunabiliyor hem de daha önemlisi, çocuklar sosyalleşebiliyorlar.
Bu arada belirtmek isterim, oyun grubu imkanları olan ve çok da popüler olan birçok başka yere göre fiyatları bize çok makul geldi. En azından duyduğum başka yerlere nazaran öyle geldi.
Hafta sonu derse gidip, hafta içi de oyun günlerine gidebiliyor çocuklar. Eşim evden çalıştığı için haftaiçi gündüzleri oyun gruplarına gidip haftasonları ise hep beraber delirmeye gidebiliriz diye düşünüyorum :-)))
Yakınlarınızda bir MyGym varsa, sizin de bir deneme dersine katılmanızı tavsiye ederim.




















24 Eylül 2013 Salı

Süt mü Hazır Mama mı, Devam Sütü mü?

Kavin'in ek gıdaya geçmesiyle birlikte başka bir deyişle, anne sütünün yanında başka gıdalara da başladığımızda, ki bu 6.aydan itibaren oluyor, hazır mama ve devam sütü kavramlarını da sıkça duymaya başladık. Ben 1 yaşına kadar emzirdiğim için devam sütünü neredeyse hiç kullanmadık diyebilirim. Ara sıra dışarıdayken hipp'in hazır devam sütüne biberon emziği takmak suretiyle kullanıyoruz ve inanılmaz pratik oluyor, Kavin de tadını seviyor ama onun için inek sütünün yerini tutmuyor.
Ben bu beslenme ve gıda konularında yazma hususunda çok temkinliyim çünkü beslenme alışkanlıkları, ihtiyaçları kişilere göre değişebilir ve alerji gibi özel durumlar oluşabilir. Beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru olmadığım için sadece deneyimlerime dayanarak burada paylaşımda bulunmak istiyorum. Çünkü ben bu devam sütleri ve mamalar konusunda çok kafa karışıklığı yaşadığım için bu sayfaya yolu düşecek anne adayları ve annelerle bunu paylaşmak istiyorum. O dönemler google'a girip, devam sütü içirmek gerekli mi diye arama yaptığımı bilirim. Kabul ediyorum pek normal değil ama hormonlar işte :-)))
Ben mamalar konusunda çok temkinliyim. Beslenme
konusunda her türlü hazır gıdaya karşı güvensiz bir anneyim, devam sütlerine ya da mamalara da tavrım aynı. Eşim Hipp'i marka olarak Almanya'dan çok iyi bildiği için ona güvenebileceğimizi söylediğinden, dediğim gibi gerektiğinde sadece Hipp ürünleri alıyoruz.
Ek gıdaya geçtikten sonra hayatımıza sebze, meyve püreleriyle birlikte muhallebi de girdi. Ama baktığınız zaman heryerde 1 yaşa kadar inek sütü verilmez deniyor ve muhallebiyi de devam sütleriyle yani o tozlarla yapmanız gerekiyor. Yani bildiğimiz pirinç unu ile yapılan muhallebiyi süt yerine su ile yapıyor sonra içine toz devam sütü katıyorsunuz. Tatlandırmak için de pekmez kullanıyordum ben çünkü o dönem ballar hakkında da milyon tane söylenti çıktı ve aman bal yedirmeyin yemeyin gibi bir telaş sardı ortalığı.
Ben bir süre kendim istemeye istemeye bu şekilde muhallebi yaptım Kavin'e. Bir gün annem Kavin'leydi ve ben eve geldiğimde neler yediğini anlatırken muhallebiyi çok severek yedi dedi. Ben anneme bu -bana göre tatsız tuzsuz- muhallebiden bahsetmemiştim, kaldı ki toz mama da yoktu annemlerde, ben de sordum anneme nasıl muhallebi verdin diye, annem de sakin sakin bildiğimiz pirinç unlu muhallebiyi anlatmaya başladı. Sonra ben de, kendi acaip tarifimi söyleyince, annem bana resmen kızdı. Bu sanayi mamalarının içeriğinin ne olduğu belli değil, çocuğun süt alerjisi yok, severek de yiyor, ne gerek var öyle muhallebi vermeye dedi. Sonrasında ben artık muhallebilerimizi sütle yapmaya başladım, Kavin bütün muhallebiyi yemeye başladı, şeker yerine ocaktan aldıktan sonra pekmez koyuyorum, bazen soğuttuktan sonra elma püresi ve muzla karıştırıyorum derken yavaş yavaş çok az miktarda şeker de kullanmaya başladım. E çünkü gerçek dünyadaki gıdaları da bilmeli ve almalı diye. Neyse ki Kavin tatlı şeyleri çok fazla sevmiyor o yüzden şeker alternatifleri için çok düşünmem gerekmiyor.

Evde çok güzel meyve ve sebze püreleri de yapıyoruz ve meyveyi sanırım birçok tatlıya tercih eder. Meyve
püresini muhakkak hızlı bir şekilde yer. Geçenlerde www.fikirdenk.com Hipp'in yeni meyve pürelerinden gönderdi denememiz için ve ambalajı sayesinde Kavin hemencecik hüpletti püreyi. Dışarıdayken hem meyve yemesi hem de bunu yaparken eğlenmesi için güzel bir alternatif.




Süt konusuna dönersek, ek gıda döneminde sütlü bir muhallebiyi bile tabu olarak gören ben (internetteki bazı bilgiler yüzünden) doktorumuza Kavin'e sütlü muhallebi yapmamın bir sakıncası olup olmadığını sorduğumda, eğer alerji belirtisi göstermiyorsa ki göstermiyor, sütle yapın çok daha iyi olur dedi, 1yaşından itibaren önce hafif sulandırılmış olarak bir biberon sonrasında da normal şekilde içmesinde hiçbir sakınca olmadığının onayını aldım. Sütün demir eksikliği ya da başka sorunlara yol açmasının ancak günde 500ml'den fazla tüketiliyor olmasıyla olabileceğini öğrendim. Yani günde 300-375ml arasında verilen süt, anne sütünü artık almayan ve inek sütünü seven, alerjisi olmayan bir çocuk için ideal.













15 Ağustos 2013 Perşembe

Kavin'in İlk Adımları :-)))

Uzun zamandır yazamadım ve yazacak çok konu birikti yine. Ama bu yazı önemli çünkü çok mutluluk ve heyecan verici bir gelişme oldu. Kavin artık yürüyor ve işin komiği, ilk kez benimle vakit geçirmek için ofisin çok sakin olduğu bir gün benimle ofise geldi ve ilk adımlarını da ofisimde attı yavrum.
Yani Kavin hanım 15 aylıkken yürüdü :-))) Bizim kız aslında daha 6 aylıkken yatağın kenarına tutunup ayağa kalkıyordu ama biz onun emeklemeden yürümeyeceğini düşünerek, emeklemeye teşvik ettik, sonra uzun bir zaman emekledi ve yürüteçte gezdi. Sonra baktık yürümeye niyeti yok. Sonradan öğrendim ki, çocuk ayağa kalkmaya başladıktan hemen sonra yürümeye teşvik etmek elinden tutup yürütmek bol bol ayağa kaldırmak yürüme sürecini hızlandırıyormuş. Ama ne yalan söyliyim bizi Kavin'in biran önce yürümesini falan istemedik. Kızımız istediğinde, kendine güvendiğinde kendisi kalksın ayağa yürüsün istedik. Çok şükür öyle de oldu.
Ofiste oynarken, çekindiği bir arkadaşım onu sevmek isteyince Kavin utanıp ayağa kalkıp bana doğru yürümeye başladı ve sonra beni de kendisini de çok mutlu etti. Derhal resimler ve videolar çekilip babaya, anneanne'ye, dedeye, dayıya, babaanneye gönderildi. 
Çocuk yürümeye başladıktan sonra daha yukarılara ulaşabiliyor ve artık hem yürüyüp hem de dolap açabiliyor, karştırabiliyor, ellerinde birşeyler taşımaya çalışabiliyor ve sürekli biryerlere tırmanmaya çalışıyor. 
Kavin salıncağı baştan beri çok da sevmedi, ama yürümeye başladıktan sonra kaydırağa binmeye bayılıyor. Küçük kaydıraktan kayıp sonra geri yukarı tırmanmaya çalışıyor, ya da inip kaydırağın merdivenlerine yürüyor. Parkta biraz daha kalalım ısrarlarımız bile başladı :-)))
Şimdi bir kız annesi olarak, benim Kavin'in yürümesine çok sevinmemin bir başka nedeni de artık elbiselerini giydirmek daha zevkli oluyor. Yürüyebildiği için o tatlı şirin elbiseler daha da tatlı duruyor Kavinimin üzerinde :-)))
Ama şimdi Kavin'in Erni'yle ilişkisi daha ilginç bir hal aldı. Ne de olsa Kavin artık ayağa kalkabiliyor ve onun peşinden gidip ayakktayken ona sarılıyor ve yine ayaktayken Erni'nin tüylerini okşuyor. İlginç olan kısmı ise, Erni'nin Kavin'in büyümesini ve sürekli artan becerilerini şaşkınlıkla izlemesi, işte bunu gözlemlemek gerçekten çok keyifli :-)))
Gelelim ilk adımlarla birlikte çok önem kazanan ayakkabı konusuna, aylardır, bakıp da almadığımız minnoş ayakkabılara şimdi alıcı gözüyle bakıyoruz.
Ayakkabı fiyatları el yakıyor çünkü ortalıkta görünen 3-5 tane marka var ve siz zannediyorsunuz ki en iyi ayakkabılar onlar ve tabii anne psikolojisi, aman en iyisini alayım yavruma diyorsunuz. Ayakkabıların fiyatları 160-200.-TL arasında. Çılgınlık bu resmen. Çocuklar o kadar çabuk büyüyor ki. Hele ilk yürümeye başladıktan sonra çocuğun ayağı hemen 1-2 numara farkediyor. Örneğin biz Nike'ın meşhur Sunray'ini aldık Kavin'e. İlk adımlardan hemen sonra aldık ve inanın 2 haftada ayakkabı dar gelmeye başladı ayağına. Aynı zamanda çok da terletiyor ayaklarını. Crocs'ların da çok terletiyor olması onlardan almamak için benim için zaten temel caydırıcı neden.
Sonrasında da Kavin'in Almanya'da yaşayan babaannesi bize orada elefanten diye bir çocuk ayakkabı markası olduğunu ve çok beğenildiğini gelirken bize alabileceğini söyledi. Biz de model seçelim diye internetten bakarken bir de gördük ki, burada bu ayakkabılar satılıyor. Deichmann'da elefanten ve diğer markaların çocuk ayakkabılarını çok daha uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz. Örneğin elefanten'lerin fiyatları 34-80.-TL arasında değişiyor. Kavin'e anneannesinin aldığı Cupcake Couture marka şirin mi şirin bayram ayakkabıları da Deichmann'dan ve onlar da çok güzel ve çok uygun fiyatlara. Ayakkabının alt tabanı o kadar yumuşak ki, Kavin o ayakkabılara günlerdir ayağından çıkarmıyor. Sabah uyandıktan sonra alıp ayakkabılarını geliyor giydir diyor :-)))

Bu ayakkabılara http://www.deichmann.com/TR/tr/shop/welcome.html websitelerinden online alışveriş yaparak ulaşabilirsiniz, ya da yakınınızda varsa gidip alabilirsiniz.
Sizlerin de bu şekilde önerebileceğiniz marka veya mağazalar varsa yorum bırakırsanız hepimiz faydalanmış oluruz.



5 Ağustos 2013 Pazartesi

Çocuklu Evde Köşelerden Çocukları, Çocuklardan da Çekmece ve Dolapları Koruma Yolları :-)))

Çocuk güvenlik ürünleri denince yine bir alışveriş deryasında buluyor insan kendini. Neler almadık ki, priz kapakları, masa-sehpa-komodin üçlüsü için köşelikler, dolap, çekmece kilitleri...Ama gelgelelim birçoğu bozuldu ya da yapışkanı gitti ve yenilerini almayı gerektirdi.
Özellikle köşelere takılan plastikleri sökmek Kavin'in hobileri arasında, bir de söktükten sonra diş kaşımak için kullanıyoruz :-)))
Neyse lafı uzatmadan sadede geliyim, geçenlerde bir arkadaşımın evinde farklı köşelikler ve farklı güvenlik ürünleri gördüm. Oldukça sağlam görünüyorlardı. Arkadaşım bunları satın aldığı web sitesinin adresini verirken; bu ürünleri kreşlere ve okullara yapıyorlarmış, dışarıda bulmak zor dedi.
Verdiği adrese o gece baktım ama epeyce pahalı buldum, o yüzden de burada firmayı yazmak istemiyorum. Sonra kendim google'da arayınca www.cocukmarketim.com adresinde aynı ürünleri yarı fiyatına buldum.
Hemen satın aldım ve hemen ertesi gün ürünler geldi. 3m ürünleri olduğu için zaten paketi açar açmaz farkını anlayabiliyorsunuz. Köşelikler kauçuklu ve yumuşacık. Bazen ben bile dizlerimi sehpa kenarına çarpıp morartıyordum şimdi yumuşacık :-))) Hem de çok güzel yapışıyor ve bir çocuğun sökmesi imkansız ancak bir büyüğün kuvveti ile yerinden çıkar.
Evet dediğim gibi bu ürünler piyasadaki diğer ürünlerden birazcık daha pahalı ama inanın diğerleri o kadar çabuk fonksiyonunu yitiriyor ki zaten bu kadar parayı harcamak zorunda kalıyorsunuz.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Anket

Test: Çocuğunuzun beslenmesi konusunda nasıl bir annesiniz? buraya tıklayıp adım adım bebeğim'in anketini cevaplayarak bu sorunun yanıtını öğrenebilirsiniz.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Çalışan anne en çok onu suçlar, bir suçun olmasa da ben de öyle yapıyorum: İŞ :-)))

Baştan söyleyim bu bir kafa boşaltma yazısı, hafif dertleşme hatta içten içten belki benim gibi düşünen birisi daha çıkar, aşağıya 2 yorum bırakır umuduyla yazılan bir yazı. Daha önce bir yazımda daha kafamın çok karışık olduğunu yazmıştım. Ondan sonra bir süre kendimce düşüncelerimi toparlamışken tatile gidip gelince yine bir kafa karışıklığına düştüm.
İstanbul'un orta yerinde oturuyoruz, işim ise Sarıyer taraflarında hatta Sarıyer sırtlarında demem daha doğru. Yolda geçen vakit, İstanbul'un karmaşası, hava kirliliği, hayat pahalılığı (kira, bakıcı, vb...)derken biz en iyisi İstanbul'dan kaçalım kararımız var. Sonra acaba 1-2 sene daha kalıp ama Sarıyer taraflarına taşınıp öyle mi baksak bir de diyoruz. Bir de benim yaş 36, Allah kısmet ederse ikinciyi de istiyoruz, onun için de çok beklememekte fayda var diyoruz. Bu sefer bu düşünceden yola çıkarak acaba 2.den sonra mı kaçsak İstanbul'dan diyoruz. Ama sonra ben diyorum ki, ikinciyi istiyoruz iyi hoş da, benim önce kilo vermem lazım diyorum (17kg fazlam var). Bu arada bu 17kg'yu Kavin'e hamileyken almadım. Hamileliğimde 7 kg aldım ve sonra hepsini hemencecik verdim ama hamile kaldığımda zaten kiloluydum ve emzirirken hamilelikten sonra verdiğimin hepsini aynen alıp bir de üstüne ekledim ve şimdi biran evvel atmak istiyorum. Ama yapım gereği de böyle kafam hop oturup hop kalkarken bin tane düşünceyle hareket ederken diyet yapamama gibi bir özelliğim vardır yani yapsam da başarılı olamıyorum.

Önce kafamda herşeye karar vermem gerek diye düşünüyorum. Tam da bu nedenle diyetisyene gitmeye karar vermişken, iki çocuklu bir arkadaşım bana, "ya sen neden kendi kendine 5-6 kg verip sonra hamile kalıp, hamileliğinde de yine 5-6-7 kg'nun üstüne çıkmadan hayırlısıyla 2.yi de doğurup sonra önüne bakmıyorsun?" diye sordu. Sonra da ekledi, gideceksin diyetisyene vereceksin fazlalıkların hepsini ondan sonra hamilelikte ohhh diyeceksin, incecik oldum nasılsa, yiyebilirim şimdi...(arkadaşım beni iyi tanıyor, aynen böyle yaparım :-)))) Ondan sonra da artık bakarsın önüne; iş değiştireceksen iş, ev değiştirecekseniz ev, şehir değiştirecekseniz şehir değiştirirsiniz ama öncelik sıran bu olmalı dedi.

Benim de kafama yattı gibi. Hatta ben yine de diyetisyene başlayıp, ilk etapta bir 10kg atıyım hiç olmazsa diyorum. Bir taraftan da Kavin'im daha 14 aylık, şimdiden kardeş düşünmek bile çocuğuma haksızlık ettiğimi düşündürüyor bazen ama sonra onu düşündüğüm için istediğimden kendimi rahatlatıyorum.
Bütün bu kafa karışıklığımın sebebi olarak da işimi görüyorum. Hem çalışmak zorundayım ama hem de çalışmayı seven bir kadınım, hiçbir zaman çalışmıyor olmayı hayal etmedim, en fazla kendi işimin sahibi olabilmeyi, istediğim zaman eve uğrayıp sonra işe dönebilmeyi, hatta işte de çocuğumun zaman zaman yanımda olabilmesini hayal ediyorum ama hep evde olayım gibi bir düşüncem hiç olmadı.

Gelgelelim çalışan ve çalışması gereken bir kadın olarak, yukarıda yazdıklarımı yani kafa karışıklığımı tamamen işe bağlama sebebim, yaşadığımız şehir işten dolayı (eşim evden yurtdışı ile çalışıyor ve işini internet olan her şehirde yapabilir), başka bir semte taşınma ihtiyacımız işten dolayı, 2.çocuğu yapmak ya da biraz daha beklemek işi bağlayan bir konu. Böyle olunca da iş benim özgürlüğümü tamamen kısıtlayan birşeymiş gibi üstüme çöküyor ve yahu çalışan  kadın olmak ne zor iş diye hayıflanıyorum.

Sonuç olarak eşimle birlikte, önceliklerimizi belirleyip o doğrultuda hareket etme yolunu seçtik. İlk önceliğimiz de şimdilik kendimizi acil bir şekilde karar vermek konusunda zorlamamak. Biraz sakin, huzurlu, yaşadığımız her anı sindirerek, içimize sinen kararlar alıp uygulamak.
Tabii bu arada ilginç girişimcilik fikirlerine de açığım ;-) Yani evden çalışma fikrine asla hayır demedeğim gibi, çocuğum olduktan sonra işimi bıraktım, girişimci ruhum kabardı, ufaktan bir iş kurdum şimdi hem para kazanıyorum, bir işim var hem de çocuğumun yanında çok mutluyum diyen başarılı ve girişimci annelere de bizim Erni'nin yemeklere imrendiğinde dili 1 metre dışarıda bakışı gibi imrenerek bakıyorum aynen :-)))









15 Temmuz 2013 Pazartesi

Bebekle Tatil tabii bir de Köpek'le :-)))


Kuşadası
Ohhhh sonunda bloguma, blogumun mis gibi tertemiz sayfalarına geri döndüm. Uzun zamandır yaşanan
olaylardan dolayı bişey yazmak içimden gelmedi. İçimden gelmeye başlayınca da, yaaa ülkede neler oluyor, kadın neler yazıyor baskısı görebilirim diye el atmadım bloga. Sonra Haziran ortası eşimle birlikte aniden İstanbul'dan kaçmaya karar verdik. Topladık bavulumuzu aldık minnoş kızımızı bir de köpeğimiz Erni'yi ve bastık gittik buralardan. 15 gün boyunca yazlıktaydık. Ne twitter açtık ne facebook. Televizyonun yakınından bile geçmedik, ne kadar az bilirsen o kadar mutlu olursun felsefesini uyguladık ve evet doğruymuş.
Gelgelelim tatilimize. Kavin'le ilk deniz tatilimizi Haziran başında Kuşadası'na giderek gerçekleştirdik. Toplam 4 gün kaldık ama denize giremedik çünkü hava soğuk olmamasına rağmen epeyce rüzgarlıydı ve deniz çok dalgalıydı. Ben havuzlardan hiç hoşlanmadığımdan havuza da girmedim ama eşim girmek istedi ve benim tüm karşı gelmelerime rağmen Kavin'i de soktu. Kavin'e üzerinde de tentesi olan şişme bir ada aldık. Biz büyük bir hevesle onu havuza soktuk, banyo yapmaya bayılıyor, suları şapırdatmayı çok seviyor kesin havuz/deniz çok hoşuna gidecek diye düşünürken bizim ki hiç hoşlanmadı bu işten. Zaten biz de birkaç günlüğüne oradaydık, çocuk temiz hava aldı, çocuk parkında bol bol oynadı, temiz havada güzel uyudu  diye düşünerek memnun ayrıldık otelden.
Sonrasında İstanbul'dan kaçmaya karar vermemiz Haziran ortasıydı. Pazartesi karar verip Çarşamba yola çıktık. Erni'de bizimle geldiğinden arabayla gittik. Tabii bu arada ben Pazartesi ve Salı çalışıyorum, izin öncesi olduğu için herşeyi halledip çıkıyım diye bir de ekstra yoruldum. Böylece çanta hazırlama işi Çarşamba sabahına kaldı. Ama geceden listemi yapmıştım. Sabah sadece pıt pıt pıt herşeyi alıp çantanın içine koydum. Ben artık bu işte usta oldum. Hangi oyuncağı almalıyız, hangisini boşuna taşımış oluruz, artık biliyorum. Herşey bir güzel paketlendi, hazırlandı ve biz çıktık yola.
Bursa'da iskender kebabımızı yedik.  Bursa'yı çok beğendim, yemyeşil, sakin, huzurlu bir şehir. Sonrasında yola devam ve Ayvalık'a ulaşınca market alışverişi ve eve 20 dakika mesafede olmanın rahatlığı geldi, ama hem Kavin hem de Erni artık arabadan bıkmıştı. Kavin araba seyahatlerimizde genellikle yolun büyük kısmında uyuyor ama sonlara doğru sıkılıp, epeyce bir mızmızlık yapıyor. Genellikle bu durumlar için ipad'den ona şarkılar dinletiyoruz, mesela Pokoyo'nun şarkısını 10 kez dinleyebiliyor, bazen de baby tv uygulamasından şarkılar dinletiyor ve izletiyorum ve tamamen sakinleştirmese de epeyce oyalıyor Kavin'i.




Yazlık
Erni de araba seyahatlerinde yemek yemeden yola çıkıyor, sadece su içiyor ve çok az ekmek. Eğer yemek yerse muhakkak araba tutuyor ve çok rahatsız oluyor. O yüzden eve ulaşır ulaşmaz mamasını yiyince bahçede koştu yuvarlandı ve çok mutlu oldu.
Ertesi sabah uyandığımızda mis gibi kuş cıvıltıları, yaz güneşi içimizi açtı, kahvaltımızı bahçemizdeki yaseminlerin kokusu eşliğinde yaptık. Kavin ilk kez bahçede oynayacaktı, ve bu işe bayıldı, çimlerde yuvarlandı, oyuncaklarını attı bahçenin içine orada oynadı, çiçeklere dokundu, bitkileri tanıdı, Erni'yle çimlerde oynadılar.
Yazlık
 Üstünü bir güzel kirletti ama olsun çok mutlu oldu.Tabii Kavin bahçede oynamaya başlamadan önce site bahçıvanına kene ihtimalini sordum ve bölgede keneye rastlanmadığını ve içimizin rahat olması gerektiğini söyledi. Ben Kavin'in bahçede oynamasına tatil boyunca müsaade ettim ama hergün kontrol ediyordum her ihtimale karşı.





Gelelim deniz konusuna, plaja gittiğimizde, kum oyuncaklarını ve kovasını yanımıza almıştık. Kavin bu işi çok sevdi, bıraksak saatlerce kumları kovaya doldurup geri boşaltmak suretiyle bu oyunu oynamayı sürdürecek canım kızım. Biz denize giderken her zaman kesinlikle akşam saatlerini tercih ettik, yani saat 16:30-18:30 arası gidiyorduk. Denizden çıkınca hava hala sıcak ancak gölgede durulduğunda yakmayan ya da çok az yakan bir güneş oluyor bu saatte. Şemsiyemizin altında oturuyorduk ve Kavin'de iki şezlongun arasında oynadığından gölgede kalıyordu ve şapkasını hiç çıkarmadık.

Yazlık
Tatile çıkmadan önce güneş kremleri konusunu eşim Almanca ben de İngilizce, Türkçe olarak detaylı bir şekilde araştırdık. Çoğunlukla uzmanlar, yüksek koruma faktörlü güneş kremlerinin de zararlı olduğunu, erken ergenlik'ten tutun başka problemlere yol açabileceğini söylüyorlar ve 30 koruma faktörün üzerinde krem kullanılmaması gerektiği söylüyorlar. Fakat gelgelelim, bebek ve çocuklar için olanların hepsi 50 faktör. Ben de bu durumda daha önce ürünlerini kullannıp memnun kaldığım Bioderma'nın güneş koruma kremini tercih ettim. Bu kremden çok memnun kaldım ve elimden geldiğince bilinçli kullanmaya gayret ettim. Daha açık söylemek gerekirse, Kavin'i plajda bulunduğumuz süre içerisinde gölgede tutup, denize sokarken kremliyor ve sonrasında da hemen yıkayıp kremden arındırıyor ve güneşte tutmuyordum ve bütün günü gölgede geçiriyorduk.
Denizde Kavin ilk başlarda çok ağladı ama sonrasında alıştı ve eğlenmeye başladı. Her ne kadar çıkmakta olan yeni dişler yüzünden 1-2 gün ateşli geçse de (ki deneyimli annelere göre bu adettenmiş :-))) genel olarak şükürler olsun ki güzel bir tatil geçirdik, hepimiz dinlendik ve en önemlisi yavaştan İstanbul'u özlemeye başlamış olarak döndük.
Bebek ya da küçük çocuklarıyla tatile gidecekler için otel yazlık ev kıyaslaması;
Yazlık evde;
Herşeyi kendiniz pişiriyorsunuz.
Yoğurdunuzu da yapmaya devam edebiliyorsunuz.
Çocuğun dikkatini dağıtan birşey olmadan normal rutininizi sürdürebiliyorsunuz.
Her dakika yanınızda bebek bakım çantası ile dolaşmanız gerekmiyor.
Çamaşırlarınızı sıklıkla yıkayabiliyorsunuz.

Otel olunca;
Yemek pişirmiyor, etrafı toparlamıyor, sadece çocuğunuzla oynuyor, uyuyor, denize gidiyor, duş alıp, yemek yiyip aynı rutini tekrarlıyorsunuz ve aslında evdeki kadar yorulmuyorsunuz. Oteller akşam müzik çalan ve sesli ortamlar olduğu için akşam 20:00-20:30 civarında uyuyan çocuğunuz varsa hatta biraz daha geç bile olsa, sizin de o saatten itibaren odada olmanız gerekiyor, odanızın balkonunda fazla ses çıkarmadan kısık bir ses tonuyla eşinizle sohbet ederek günü tamamlıyorsunuz.
Bu noktada yazlık evin bir avantajı devreye giriyor, o da çocuğunuzu odasında uyutup, siz bahçede oturabilir, televizyon izleyebilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz.

Ben bu kıyaslamadan sonra her ne kadar daha yorucu olsa da çocukla yazlık evin daha konforlu olduğunu düşünüyorum. Öncelikle beslenme konusu çok önemli olduğundan ve biz prensip olarak hazır gıda vermeyi tercih etmediğimizden işin bu kısmı bizim için çok önemli. Saydığım diğer konularda da bana göre yazlık daha ağır bastı. Gelgelelim, otel tatilinde bir yardımcınız olduğu takdirde, otel tatilinin insanı ne kadar dinlendirdiğini da tabii ki tartışmam. Ben bu kıyaslamayı, anne+baba+çocuk, tatilleri için yaptım.
Yazlıkta 2 hafta boyunca Kavin'le bu şekilde alışverişe, denize ve gezmelere gittik :-)))
Blogumda uzun bir aradan sonra yazmış olmanın mutluluğuyla, herkese güzel, musmutlu, reprenkli, mis çiçek kokulu bir yaz dilerim ve yine herkesin Ramazan ayını sağlık ve huzurla geçirmesini dilerim :-)))