25 Eylül 2013 Çarşamba

MyGym'e gittik çoook eğlendik :-)))

İki hafta önce Bebek Şenliği'nde gezerken MyGym standına göz attık ve diğer standlarda olduğu gibi bizi bilgilendirdiler ve MyGym deneme dersi için ismimizi aldılar. MyGym'i Digiturk Baby First'ten (164 no'lu kanal) biliyoruz ve eğer denk gelirsek gösterdikleri hareketleri televizyonun karşısında Kavin'le birlikte yapıyor ve eğleniyoruz. Bize en yakın şubeleri MyGym Akatlar'dan 1-2 gün içerisinde arayıp, Kavin'in yaş grubu için Cumartesi sabahı ders olduğunu ve ücretsiz deneme dersi olarak gidebileceğimizi söylediler. Ben de büyük bir mutlulukla kabul ettim. Gelgelelim, Cumartesi gelip çattı, ben biraz da karın ağrısından müzdaripken ve özel gün kaynaklı keyifsiz bir modumdayken, ya bugün ben biraz halsizim (aslında 2 büklümdüm karın ağrısından) acaba arayıp haftaya mı ertelesek dersi diye mızmızlanırken, kocacığım her zamanki gibi beni gaza getirdi, Kavinoşumun tatlılığı da buna eklenince, bir anda kalkıp hazırlandım ve çıktık yola.
Biz takside giderken Kavin başladı uyuklamaya, eyvah dedik, biz gittiğimizde Kavin uyuyor olacak ama neyse dersi görürüz ve bir sonraki haftaya kayıt yaptırırız. MyGym'den içeriye girdiğimizde ders yeni başlamıştı, acaip eğlenceli bir ortam, danslar el çırpmalar, dans etme isteği uyandıran bir şarkı. Bir de baktık ki Kavin uyanmış, hemencecik çıkardık ayakkabılarımızı ve attık kendimizi içeri. Dersi veren









Yunus Hoca, herkesi dersin ve yaptırdığı aktivitelerin içine çok güzel bir şekilde dahil ediyor. Yani acaip acaip dans ederken ve çocuğunuzla birlikte eğlenmeye çalışırken kendinizi şebeklik yapıyor gibi hissetmiyorsunuz, gerçekten de herkesin bir kurtlarını dökme durumu var, hem anne babaların hem de çocukların.


Çocuklar dans ediyor, etrafta diledikleri gibi koşturuyorlar çünkü içerisi çok güzel bir şekilde dizayn edilmiş, pofuduk minderler, tramplen, kaydırak, salıncak, oyun tünelleri gibi malzemelerle donatılmış durumda. Taklalar atıldı, geri geri yüründü ki denge sağlamayı öğrenelim, minnoşlarımızın güçlü kol kasları olması için yukarıdan iple sarkan çubuğa tutunup bize doğru sallanarak geldiler, salıncağa bindiler, doğumu simgeleyen bir oyun oynandı, kendi kendilerine oynadılar ve derken ders bitti.
Bir de baktık ki Kavin de ben de eşim de çok eğlendik.



MyGym'den çıktığımız anda Kavinoşum uyudu kaldı ve güzel bir uyku çekti o yorgunluğun üstüne.

Çok güleryüzlü ve insanı bunaltmayan ve kendileri de sabırlı bir şekilde sorularınızı yanıtlayan bir ekip var. Ders sonunda bizi çember içine alıp üye olma baskısı yapmadılar. Bizim eşimle bir kararımız var, geçmişteki ani alışveriş kararlarımızdan ders aldık ve böyle durumlarda artık biz bir düşünmek istiyoruz diyoruz kayıt olmadan önce. Cumartesi günü de aslında eşim de ben de kararımızı vermiştik, Kavin'i MyGym'e getirmeye devam etmeliyiz diye ama hemen atlamak istemedik ama önümüzdeki günlerde gidip kayıt yaptıracağız.

Hem anne babalarla tanışma imkanı bulunabiliyor hem de daha önemlisi, çocuklar sosyalleşebiliyorlar.
Bu arada belirtmek isterim, oyun grubu imkanları olan ve çok da popüler olan birçok başka yere göre fiyatları bize çok makul geldi. En azından duyduğum başka yerlere nazaran öyle geldi.
Hafta sonu derse gidip, hafta içi de oyun günlerine gidebiliyor çocuklar. Eşim evden çalıştığı için haftaiçi gündüzleri oyun gruplarına gidip haftasonları ise hep beraber delirmeye gidebiliriz diye düşünüyorum :-)))
Yakınlarınızda bir MyGym varsa, sizin de bir deneme dersine katılmanızı tavsiye ederim.




















24 Eylül 2013 Salı

Süt mü Hazır Mama mı, Devam Sütü mü?

Kavin'in ek gıdaya geçmesiyle birlikte başka bir deyişle, anne sütünün yanında başka gıdalara da başladığımızda, ki bu 6.aydan itibaren oluyor, hazır mama ve devam sütü kavramlarını da sıkça duymaya başladık. Ben 1 yaşına kadar emzirdiğim için devam sütünü neredeyse hiç kullanmadık diyebilirim. Ara sıra dışarıdayken hipp'in hazır devam sütüne biberon emziği takmak suretiyle kullanıyoruz ve inanılmaz pratik oluyor, Kavin de tadını seviyor ama onun için inek sütünün yerini tutmuyor.
Ben bu beslenme ve gıda konularında yazma hususunda çok temkinliyim çünkü beslenme alışkanlıkları, ihtiyaçları kişilere göre değişebilir ve alerji gibi özel durumlar oluşabilir. Beslenme uzmanı ya da çocuk doktoru olmadığım için sadece deneyimlerime dayanarak burada paylaşımda bulunmak istiyorum. Çünkü ben bu devam sütleri ve mamalar konusunda çok kafa karışıklığı yaşadığım için bu sayfaya yolu düşecek anne adayları ve annelerle bunu paylaşmak istiyorum. O dönemler google'a girip, devam sütü içirmek gerekli mi diye arama yaptığımı bilirim. Kabul ediyorum pek normal değil ama hormonlar işte :-)))
Ben mamalar konusunda çok temkinliyim. Beslenme
konusunda her türlü hazır gıdaya karşı güvensiz bir anneyim, devam sütlerine ya da mamalara da tavrım aynı. Eşim Hipp'i marka olarak Almanya'dan çok iyi bildiği için ona güvenebileceğimizi söylediğinden, dediğim gibi gerektiğinde sadece Hipp ürünleri alıyoruz.
Ek gıdaya geçtikten sonra hayatımıza sebze, meyve püreleriyle birlikte muhallebi de girdi. Ama baktığınız zaman heryerde 1 yaşa kadar inek sütü verilmez deniyor ve muhallebiyi de devam sütleriyle yani o tozlarla yapmanız gerekiyor. Yani bildiğimiz pirinç unu ile yapılan muhallebiyi süt yerine su ile yapıyor sonra içine toz devam sütü katıyorsunuz. Tatlandırmak için de pekmez kullanıyordum ben çünkü o dönem ballar hakkında da milyon tane söylenti çıktı ve aman bal yedirmeyin yemeyin gibi bir telaş sardı ortalığı.
Ben bir süre kendim istemeye istemeye bu şekilde muhallebi yaptım Kavin'e. Bir gün annem Kavin'leydi ve ben eve geldiğimde neler yediğini anlatırken muhallebiyi çok severek yedi dedi. Ben anneme bu -bana göre tatsız tuzsuz- muhallebiden bahsetmemiştim, kaldı ki toz mama da yoktu annemlerde, ben de sordum anneme nasıl muhallebi verdin diye, annem de sakin sakin bildiğimiz pirinç unlu muhallebiyi anlatmaya başladı. Sonra ben de, kendi acaip tarifimi söyleyince, annem bana resmen kızdı. Bu sanayi mamalarının içeriğinin ne olduğu belli değil, çocuğun süt alerjisi yok, severek de yiyor, ne gerek var öyle muhallebi vermeye dedi. Sonrasında ben artık muhallebilerimizi sütle yapmaya başladım, Kavin bütün muhallebiyi yemeye başladı, şeker yerine ocaktan aldıktan sonra pekmez koyuyorum, bazen soğuttuktan sonra elma püresi ve muzla karıştırıyorum derken yavaş yavaş çok az miktarda şeker de kullanmaya başladım. E çünkü gerçek dünyadaki gıdaları da bilmeli ve almalı diye. Neyse ki Kavin tatlı şeyleri çok fazla sevmiyor o yüzden şeker alternatifleri için çok düşünmem gerekmiyor.

Evde çok güzel meyve ve sebze püreleri de yapıyoruz ve meyveyi sanırım birçok tatlıya tercih eder. Meyve
püresini muhakkak hızlı bir şekilde yer. Geçenlerde www.fikirdenk.com Hipp'in yeni meyve pürelerinden gönderdi denememiz için ve ambalajı sayesinde Kavin hemencecik hüpletti püreyi. Dışarıdayken hem meyve yemesi hem de bunu yaparken eğlenmesi için güzel bir alternatif.




Süt konusuna dönersek, ek gıda döneminde sütlü bir muhallebiyi bile tabu olarak gören ben (internetteki bazı bilgiler yüzünden) doktorumuza Kavin'e sütlü muhallebi yapmamın bir sakıncası olup olmadığını sorduğumda, eğer alerji belirtisi göstermiyorsa ki göstermiyor, sütle yapın çok daha iyi olur dedi, 1yaşından itibaren önce hafif sulandırılmış olarak bir biberon sonrasında da normal şekilde içmesinde hiçbir sakınca olmadığının onayını aldım. Sütün demir eksikliği ya da başka sorunlara yol açmasının ancak günde 500ml'den fazla tüketiliyor olmasıyla olabileceğini öğrendim. Yani günde 300-375ml arasında verilen süt, anne sütünü artık almayan ve inek sütünü seven, alerjisi olmayan bir çocuk için ideal.













15 Ağustos 2013 Perşembe

Kavin'in İlk Adımları :-)))

Uzun zamandır yazamadım ve yazacak çok konu birikti yine. Ama bu yazı önemli çünkü çok mutluluk ve heyecan verici bir gelişme oldu. Kavin artık yürüyor ve işin komiği, ilk kez benimle vakit geçirmek için ofisin çok sakin olduğu bir gün benimle ofise geldi ve ilk adımlarını da ofisimde attı yavrum.
Yani Kavin hanım 15 aylıkken yürüdü :-))) Bizim kız aslında daha 6 aylıkken yatağın kenarına tutunup ayağa kalkıyordu ama biz onun emeklemeden yürümeyeceğini düşünerek, emeklemeye teşvik ettik, sonra uzun bir zaman emekledi ve yürüteçte gezdi. Sonra baktık yürümeye niyeti yok. Sonradan öğrendim ki, çocuk ayağa kalkmaya başladıktan hemen sonra yürümeye teşvik etmek elinden tutup yürütmek bol bol ayağa kaldırmak yürüme sürecini hızlandırıyormuş. Ama ne yalan söyliyim bizi Kavin'in biran önce yürümesini falan istemedik. Kızımız istediğinde, kendine güvendiğinde kendisi kalksın ayağa yürüsün istedik. Çok şükür öyle de oldu.
Ofiste oynarken, çekindiği bir arkadaşım onu sevmek isteyince Kavin utanıp ayağa kalkıp bana doğru yürümeye başladı ve sonra beni de kendisini de çok mutlu etti. Derhal resimler ve videolar çekilip babaya, anneanne'ye, dedeye, dayıya, babaanneye gönderildi. 
Çocuk yürümeye başladıktan sonra daha yukarılara ulaşabiliyor ve artık hem yürüyüp hem de dolap açabiliyor, karştırabiliyor, ellerinde birşeyler taşımaya çalışabiliyor ve sürekli biryerlere tırmanmaya çalışıyor. 
Kavin salıncağı baştan beri çok da sevmedi, ama yürümeye başladıktan sonra kaydırağa binmeye bayılıyor. Küçük kaydıraktan kayıp sonra geri yukarı tırmanmaya çalışıyor, ya da inip kaydırağın merdivenlerine yürüyor. Parkta biraz daha kalalım ısrarlarımız bile başladı :-)))
Şimdi bir kız annesi olarak, benim Kavin'in yürümesine çok sevinmemin bir başka nedeni de artık elbiselerini giydirmek daha zevkli oluyor. Yürüyebildiği için o tatlı şirin elbiseler daha da tatlı duruyor Kavinimin üzerinde :-)))
Ama şimdi Kavin'in Erni'yle ilişkisi daha ilginç bir hal aldı. Ne de olsa Kavin artık ayağa kalkabiliyor ve onun peşinden gidip ayakktayken ona sarılıyor ve yine ayaktayken Erni'nin tüylerini okşuyor. İlginç olan kısmı ise, Erni'nin Kavin'in büyümesini ve sürekli artan becerilerini şaşkınlıkla izlemesi, işte bunu gözlemlemek gerçekten çok keyifli :-)))
Gelelim ilk adımlarla birlikte çok önem kazanan ayakkabı konusuna, aylardır, bakıp da almadığımız minnoş ayakkabılara şimdi alıcı gözüyle bakıyoruz.
Ayakkabı fiyatları el yakıyor çünkü ortalıkta görünen 3-5 tane marka var ve siz zannediyorsunuz ki en iyi ayakkabılar onlar ve tabii anne psikolojisi, aman en iyisini alayım yavruma diyorsunuz. Ayakkabıların fiyatları 160-200.-TL arasında. Çılgınlık bu resmen. Çocuklar o kadar çabuk büyüyor ki. Hele ilk yürümeye başladıktan sonra çocuğun ayağı hemen 1-2 numara farkediyor. Örneğin biz Nike'ın meşhur Sunray'ini aldık Kavin'e. İlk adımlardan hemen sonra aldık ve inanın 2 haftada ayakkabı dar gelmeye başladı ayağına. Aynı zamanda çok da terletiyor ayaklarını. Crocs'ların da çok terletiyor olması onlardan almamak için benim için zaten temel caydırıcı neden.
Sonrasında da Kavin'in Almanya'da yaşayan babaannesi bize orada elefanten diye bir çocuk ayakkabı markası olduğunu ve çok beğenildiğini gelirken bize alabileceğini söyledi. Biz de model seçelim diye internetten bakarken bir de gördük ki, burada bu ayakkabılar satılıyor. Deichmann'da elefanten ve diğer markaların çocuk ayakkabılarını çok daha uygun fiyatlara bulabiliyorsunuz. Örneğin elefanten'lerin fiyatları 34-80.-TL arasında değişiyor. Kavin'e anneannesinin aldığı Cupcake Couture marka şirin mi şirin bayram ayakkabıları da Deichmann'dan ve onlar da çok güzel ve çok uygun fiyatlara. Ayakkabının alt tabanı o kadar yumuşak ki, Kavin o ayakkabılara günlerdir ayağından çıkarmıyor. Sabah uyandıktan sonra alıp ayakkabılarını geliyor giydir diyor :-)))

Bu ayakkabılara http://www.deichmann.com/TR/tr/shop/welcome.html websitelerinden online alışveriş yaparak ulaşabilirsiniz, ya da yakınınızda varsa gidip alabilirsiniz.
Sizlerin de bu şekilde önerebileceğiniz marka veya mağazalar varsa yorum bırakırsanız hepimiz faydalanmış oluruz.



5 Ağustos 2013 Pazartesi

Çocuklu Evde Köşelerden Çocukları, Çocuklardan da Çekmece ve Dolapları Koruma Yolları :-)))

Çocuk güvenlik ürünleri denince yine bir alışveriş deryasında buluyor insan kendini. Neler almadık ki, priz kapakları, masa-sehpa-komodin üçlüsü için köşelikler, dolap, çekmece kilitleri...Ama gelgelelim birçoğu bozuldu ya da yapışkanı gitti ve yenilerini almayı gerektirdi.
Özellikle köşelere takılan plastikleri sökmek Kavin'in hobileri arasında, bir de söktükten sonra diş kaşımak için kullanıyoruz :-)))
Neyse lafı uzatmadan sadede geliyim, geçenlerde bir arkadaşımın evinde farklı köşelikler ve farklı güvenlik ürünleri gördüm. Oldukça sağlam görünüyorlardı. Arkadaşım bunları satın aldığı web sitesinin adresini verirken; bu ürünleri kreşlere ve okullara yapıyorlarmış, dışarıda bulmak zor dedi.
Verdiği adrese o gece baktım ama epeyce pahalı buldum, o yüzden de burada firmayı yazmak istemiyorum. Sonra kendim google'da arayınca www.cocukmarketim.com adresinde aynı ürünleri yarı fiyatına buldum.
Hemen satın aldım ve hemen ertesi gün ürünler geldi. 3m ürünleri olduğu için zaten paketi açar açmaz farkını anlayabiliyorsunuz. Köşelikler kauçuklu ve yumuşacık. Bazen ben bile dizlerimi sehpa kenarına çarpıp morartıyordum şimdi yumuşacık :-))) Hem de çok güzel yapışıyor ve bir çocuğun sökmesi imkansız ancak bir büyüğün kuvveti ile yerinden çıkar.
Evet dediğim gibi bu ürünler piyasadaki diğer ürünlerden birazcık daha pahalı ama inanın diğerleri o kadar çabuk fonksiyonunu yitiriyor ki zaten bu kadar parayı harcamak zorunda kalıyorsunuz.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

Anket

Test: Çocuğunuzun beslenmesi konusunda nasıl bir annesiniz? buraya tıklayıp adım adım bebeğim'in anketini cevaplayarak bu sorunun yanıtını öğrenebilirsiniz.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

Çalışan anne en çok onu suçlar, bir suçun olmasa da ben de öyle yapıyorum: İŞ :-)))

Baştan söyleyim bu bir kafa boşaltma yazısı, hafif dertleşme hatta içten içten belki benim gibi düşünen birisi daha çıkar, aşağıya 2 yorum bırakır umuduyla yazılan bir yazı. Daha önce bir yazımda daha kafamın çok karışık olduğunu yazmıştım. Ondan sonra bir süre kendimce düşüncelerimi toparlamışken tatile gidip gelince yine bir kafa karışıklığına düştüm.
İstanbul'un orta yerinde oturuyoruz, işim ise Sarıyer taraflarında hatta Sarıyer sırtlarında demem daha doğru. Yolda geçen vakit, İstanbul'un karmaşası, hava kirliliği, hayat pahalılığı (kira, bakıcı, vb...)derken biz en iyisi İstanbul'dan kaçalım kararımız var. Sonra acaba 1-2 sene daha kalıp ama Sarıyer taraflarına taşınıp öyle mi baksak bir de diyoruz. Bir de benim yaş 36, Allah kısmet ederse ikinciyi de istiyoruz, onun için de çok beklememekte fayda var diyoruz. Bu sefer bu düşünceden yola çıkarak acaba 2.den sonra mı kaçsak İstanbul'dan diyoruz. Ama sonra ben diyorum ki, ikinciyi istiyoruz iyi hoş da, benim önce kilo vermem lazım diyorum (17kg fazlam var). Bu arada bu 17kg'yu Kavin'e hamileyken almadım. Hamileliğimde 7 kg aldım ve sonra hepsini hemencecik verdim ama hamile kaldığımda zaten kiloluydum ve emzirirken hamilelikten sonra verdiğimin hepsini aynen alıp bir de üstüne ekledim ve şimdi biran evvel atmak istiyorum. Ama yapım gereği de böyle kafam hop oturup hop kalkarken bin tane düşünceyle hareket ederken diyet yapamama gibi bir özelliğim vardır yani yapsam da başarılı olamıyorum.

Önce kafamda herşeye karar vermem gerek diye düşünüyorum. Tam da bu nedenle diyetisyene gitmeye karar vermişken, iki çocuklu bir arkadaşım bana, "ya sen neden kendi kendine 5-6 kg verip sonra hamile kalıp, hamileliğinde de yine 5-6-7 kg'nun üstüne çıkmadan hayırlısıyla 2.yi de doğurup sonra önüne bakmıyorsun?" diye sordu. Sonra da ekledi, gideceksin diyetisyene vereceksin fazlalıkların hepsini ondan sonra hamilelikte ohhh diyeceksin, incecik oldum nasılsa, yiyebilirim şimdi...(arkadaşım beni iyi tanıyor, aynen böyle yaparım :-)))) Ondan sonra da artık bakarsın önüne; iş değiştireceksen iş, ev değiştirecekseniz ev, şehir değiştirecekseniz şehir değiştirirsiniz ama öncelik sıran bu olmalı dedi.

Benim de kafama yattı gibi. Hatta ben yine de diyetisyene başlayıp, ilk etapta bir 10kg atıyım hiç olmazsa diyorum. Bir taraftan da Kavin'im daha 14 aylık, şimdiden kardeş düşünmek bile çocuğuma haksızlık ettiğimi düşündürüyor bazen ama sonra onu düşündüğüm için istediğimden kendimi rahatlatıyorum.
Bütün bu kafa karışıklığımın sebebi olarak da işimi görüyorum. Hem çalışmak zorundayım ama hem de çalışmayı seven bir kadınım, hiçbir zaman çalışmıyor olmayı hayal etmedim, en fazla kendi işimin sahibi olabilmeyi, istediğim zaman eve uğrayıp sonra işe dönebilmeyi, hatta işte de çocuğumun zaman zaman yanımda olabilmesini hayal ediyorum ama hep evde olayım gibi bir düşüncem hiç olmadı.

Gelgelelim çalışan ve çalışması gereken bir kadın olarak, yukarıda yazdıklarımı yani kafa karışıklığımı tamamen işe bağlama sebebim, yaşadığımız şehir işten dolayı (eşim evden yurtdışı ile çalışıyor ve işini internet olan her şehirde yapabilir), başka bir semte taşınma ihtiyacımız işten dolayı, 2.çocuğu yapmak ya da biraz daha beklemek işi bağlayan bir konu. Böyle olunca da iş benim özgürlüğümü tamamen kısıtlayan birşeymiş gibi üstüme çöküyor ve yahu çalışan  kadın olmak ne zor iş diye hayıflanıyorum.

Sonuç olarak eşimle birlikte, önceliklerimizi belirleyip o doğrultuda hareket etme yolunu seçtik. İlk önceliğimiz de şimdilik kendimizi acil bir şekilde karar vermek konusunda zorlamamak. Biraz sakin, huzurlu, yaşadığımız her anı sindirerek, içimize sinen kararlar alıp uygulamak.
Tabii bu arada ilginç girişimcilik fikirlerine de açığım ;-) Yani evden çalışma fikrine asla hayır demedeğim gibi, çocuğum olduktan sonra işimi bıraktım, girişimci ruhum kabardı, ufaktan bir iş kurdum şimdi hem para kazanıyorum, bir işim var hem de çocuğumun yanında çok mutluyum diyen başarılı ve girişimci annelere de bizim Erni'nin yemeklere imrendiğinde dili 1 metre dışarıda bakışı gibi imrenerek bakıyorum aynen :-)))









15 Temmuz 2013 Pazartesi

Bebekle Tatil tabii bir de Köpek'le :-)))


Kuşadası
Ohhhh sonunda bloguma, blogumun mis gibi tertemiz sayfalarına geri döndüm. Uzun zamandır yaşanan
olaylardan dolayı bişey yazmak içimden gelmedi. İçimden gelmeye başlayınca da, yaaa ülkede neler oluyor, kadın neler yazıyor baskısı görebilirim diye el atmadım bloga. Sonra Haziran ortası eşimle birlikte aniden İstanbul'dan kaçmaya karar verdik. Topladık bavulumuzu aldık minnoş kızımızı bir de köpeğimiz Erni'yi ve bastık gittik buralardan. 15 gün boyunca yazlıktaydık. Ne twitter açtık ne facebook. Televizyonun yakınından bile geçmedik, ne kadar az bilirsen o kadar mutlu olursun felsefesini uyguladık ve evet doğruymuş.
Gelgelelim tatilimize. Kavin'le ilk deniz tatilimizi Haziran başında Kuşadası'na giderek gerçekleştirdik. Toplam 4 gün kaldık ama denize giremedik çünkü hava soğuk olmamasına rağmen epeyce rüzgarlıydı ve deniz çok dalgalıydı. Ben havuzlardan hiç hoşlanmadığımdan havuza da girmedim ama eşim girmek istedi ve benim tüm karşı gelmelerime rağmen Kavin'i de soktu. Kavin'e üzerinde de tentesi olan şişme bir ada aldık. Biz büyük bir hevesle onu havuza soktuk, banyo yapmaya bayılıyor, suları şapırdatmayı çok seviyor kesin havuz/deniz çok hoşuna gidecek diye düşünürken bizim ki hiç hoşlanmadı bu işten. Zaten biz de birkaç günlüğüne oradaydık, çocuk temiz hava aldı, çocuk parkında bol bol oynadı, temiz havada güzel uyudu  diye düşünerek memnun ayrıldık otelden.
Sonrasında İstanbul'dan kaçmaya karar vermemiz Haziran ortasıydı. Pazartesi karar verip Çarşamba yola çıktık. Erni'de bizimle geldiğinden arabayla gittik. Tabii bu arada ben Pazartesi ve Salı çalışıyorum, izin öncesi olduğu için herşeyi halledip çıkıyım diye bir de ekstra yoruldum. Böylece çanta hazırlama işi Çarşamba sabahına kaldı. Ama geceden listemi yapmıştım. Sabah sadece pıt pıt pıt herşeyi alıp çantanın içine koydum. Ben artık bu işte usta oldum. Hangi oyuncağı almalıyız, hangisini boşuna taşımış oluruz, artık biliyorum. Herşey bir güzel paketlendi, hazırlandı ve biz çıktık yola.
Bursa'da iskender kebabımızı yedik.  Bursa'yı çok beğendim, yemyeşil, sakin, huzurlu bir şehir. Sonrasında yola devam ve Ayvalık'a ulaşınca market alışverişi ve eve 20 dakika mesafede olmanın rahatlığı geldi, ama hem Kavin hem de Erni artık arabadan bıkmıştı. Kavin araba seyahatlerimizde genellikle yolun büyük kısmında uyuyor ama sonlara doğru sıkılıp, epeyce bir mızmızlık yapıyor. Genellikle bu durumlar için ipad'den ona şarkılar dinletiyoruz, mesela Pokoyo'nun şarkısını 10 kez dinleyebiliyor, bazen de baby tv uygulamasından şarkılar dinletiyor ve izletiyorum ve tamamen sakinleştirmese de epeyce oyalıyor Kavin'i.




Yazlık
Erni de araba seyahatlerinde yemek yemeden yola çıkıyor, sadece su içiyor ve çok az ekmek. Eğer yemek yerse muhakkak araba tutuyor ve çok rahatsız oluyor. O yüzden eve ulaşır ulaşmaz mamasını yiyince bahçede koştu yuvarlandı ve çok mutlu oldu.
Ertesi sabah uyandığımızda mis gibi kuş cıvıltıları, yaz güneşi içimizi açtı, kahvaltımızı bahçemizdeki yaseminlerin kokusu eşliğinde yaptık. Kavin ilk kez bahçede oynayacaktı, ve bu işe bayıldı, çimlerde yuvarlandı, oyuncaklarını attı bahçenin içine orada oynadı, çiçeklere dokundu, bitkileri tanıdı, Erni'yle çimlerde oynadılar.
Yazlık
 Üstünü bir güzel kirletti ama olsun çok mutlu oldu.Tabii Kavin bahçede oynamaya başlamadan önce site bahçıvanına kene ihtimalini sordum ve bölgede keneye rastlanmadığını ve içimizin rahat olması gerektiğini söyledi. Ben Kavin'in bahçede oynamasına tatil boyunca müsaade ettim ama hergün kontrol ediyordum her ihtimale karşı.





Gelelim deniz konusuna, plaja gittiğimizde, kum oyuncaklarını ve kovasını yanımıza almıştık. Kavin bu işi çok sevdi, bıraksak saatlerce kumları kovaya doldurup geri boşaltmak suretiyle bu oyunu oynamayı sürdürecek canım kızım. Biz denize giderken her zaman kesinlikle akşam saatlerini tercih ettik, yani saat 16:30-18:30 arası gidiyorduk. Denizden çıkınca hava hala sıcak ancak gölgede durulduğunda yakmayan ya da çok az yakan bir güneş oluyor bu saatte. Şemsiyemizin altında oturuyorduk ve Kavin'de iki şezlongun arasında oynadığından gölgede kalıyordu ve şapkasını hiç çıkarmadık.

Yazlık
Tatile çıkmadan önce güneş kremleri konusunu eşim Almanca ben de İngilizce, Türkçe olarak detaylı bir şekilde araştırdık. Çoğunlukla uzmanlar, yüksek koruma faktörlü güneş kremlerinin de zararlı olduğunu, erken ergenlik'ten tutun başka problemlere yol açabileceğini söylüyorlar ve 30 koruma faktörün üzerinde krem kullanılmaması gerektiği söylüyorlar. Fakat gelgelelim, bebek ve çocuklar için olanların hepsi 50 faktör. Ben de bu durumda daha önce ürünlerini kullannıp memnun kaldığım Bioderma'nın güneş koruma kremini tercih ettim. Bu kremden çok memnun kaldım ve elimden geldiğince bilinçli kullanmaya gayret ettim. Daha açık söylemek gerekirse, Kavin'i plajda bulunduğumuz süre içerisinde gölgede tutup, denize sokarken kremliyor ve sonrasında da hemen yıkayıp kremden arındırıyor ve güneşte tutmuyordum ve bütün günü gölgede geçiriyorduk.
Denizde Kavin ilk başlarda çok ağladı ama sonrasında alıştı ve eğlenmeye başladı. Her ne kadar çıkmakta olan yeni dişler yüzünden 1-2 gün ateşli geçse de (ki deneyimli annelere göre bu adettenmiş :-))) genel olarak şükürler olsun ki güzel bir tatil geçirdik, hepimiz dinlendik ve en önemlisi yavaştan İstanbul'u özlemeye başlamış olarak döndük.
Bebek ya da küçük çocuklarıyla tatile gidecekler için otel yazlık ev kıyaslaması;
Yazlık evde;
Herşeyi kendiniz pişiriyorsunuz.
Yoğurdunuzu da yapmaya devam edebiliyorsunuz.
Çocuğun dikkatini dağıtan birşey olmadan normal rutininizi sürdürebiliyorsunuz.
Her dakika yanınızda bebek bakım çantası ile dolaşmanız gerekmiyor.
Çamaşırlarınızı sıklıkla yıkayabiliyorsunuz.

Otel olunca;
Yemek pişirmiyor, etrafı toparlamıyor, sadece çocuğunuzla oynuyor, uyuyor, denize gidiyor, duş alıp, yemek yiyip aynı rutini tekrarlıyorsunuz ve aslında evdeki kadar yorulmuyorsunuz. Oteller akşam müzik çalan ve sesli ortamlar olduğu için akşam 20:00-20:30 civarında uyuyan çocuğunuz varsa hatta biraz daha geç bile olsa, sizin de o saatten itibaren odada olmanız gerekiyor, odanızın balkonunda fazla ses çıkarmadan kısık bir ses tonuyla eşinizle sohbet ederek günü tamamlıyorsunuz.
Bu noktada yazlık evin bir avantajı devreye giriyor, o da çocuğunuzu odasında uyutup, siz bahçede oturabilir, televizyon izleyebilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilirsiniz.

Ben bu kıyaslamadan sonra her ne kadar daha yorucu olsa da çocukla yazlık evin daha konforlu olduğunu düşünüyorum. Öncelikle beslenme konusu çok önemli olduğundan ve biz prensip olarak hazır gıda vermeyi tercih etmediğimizden işin bu kısmı bizim için çok önemli. Saydığım diğer konularda da bana göre yazlık daha ağır bastı. Gelgelelim, otel tatilinde bir yardımcınız olduğu takdirde, otel tatilinin insanı ne kadar dinlendirdiğini da tabii ki tartışmam. Ben bu kıyaslamayı, anne+baba+çocuk, tatilleri için yaptım.
Yazlıkta 2 hafta boyunca Kavin'le bu şekilde alışverişe, denize ve gezmelere gittik :-)))
Blogumda uzun bir aradan sonra yazmış olmanın mutluluğuyla, herkese güzel, musmutlu, reprenkli, mis çiçek kokulu bir yaz dilerim ve yine herkesin Ramazan ayını sağlık ve huzurla geçirmesini dilerim :-)))